Moonlight | Chapter 19


Not: Yine uzunlu bir aradan sonra merhaba. Sizi daha fazla bekletmeden önceki bölümü kısaca bir özet geçeyim diyorum.

Severus’un Hermione’yi özlediğini itiraf ettiği, ona sarıldığını  ve hatta arkadaşına aşık olduğunu, geçmişinde de benzer şeyin yaşandığını, bunun tekrar yaşayacağı korkusunun onu sardığını anımsayacaksınızdır.
Dumbledore, Dracula ile Brandon karşılığında Hermione’nin ve yoldaşlığın güvenliği için anlaşma yapmıştı. Sohbetleri sırasında da Brandon’ın karanlık geçmişi hakkında bir takım şeyler öğrenmiştik. Daha sonra Hemione, Brandon okulda olmadığı halde yaşadığı travmadan dolayı kendisini güvende hissetmez, suçluluklar ve utanç duyduğu huzursuz anlar geçirir. Bu sırada Voldemort,  elinden kaçan fırsatın farkındadır. Acısını Snape ve Lucius’tan çıkarır. Snape, durumundan dolayı okula geç geldiği için altıncı sınıfların dersi iptal olmuştur. Hermione onun başına bir şey geldiğinden endişelenerek merak eder. Daha sonra onun okula geldiğini görünce Harry ve Ron’dan ayrılıp peşinden gider. Snape, çok kötü yaralanmıştır. Hermione onunla ilgilenir. Bu olay sırasında Snape, hislerini tartar ve ona aşık olduğu gerçeğinin bir kez daha farkına varıp tedirgin olur. Çünkü Hermione, onun zayıf noktasıdır…

FRIEND

Geçen seferkinden daha kötü yaralarla karşısında duran ve iksirli bezle onu temizlerken canı yandığı halde bir kez bile sesini çıkarmayan adam, onu düşerken tuttuğu için “Bana kendimi zayıf hissettiriyorsun.” demişti.  Sonra, onun gözlerinde çektiği fiziksel acıdan öte bir acının yattığını görünce aslında bunu kastetmediğini anlamıştı Hermione fakat ne olduğunu bilmiyordu çünkü daha önce hiç âşık olmadığı için anlayamazdı. Belki de diye düşündü, arkadaşlığı zayıflık olarak görüyordur. Söylediklerinin altındaki asıl anlam bu muydu acaba? Gözlerdeki o hüznü başka neye yoracağını bilmiyordu. Snape’in ceketinin düğmelerini ilikledi.

“Sen tanıdığım en güçlü adamsın. Nelere göğüs gerdiğini tahmin edebiliyorum ve bence bana da dayanabilirsin.”

Snape, dayanılmaz olanın o olmadığını söylemek için ağzını açmıştı ama sözlerini yuttu. Sessizliğini korurken onu inceledi;  kıvrılan kirpiklerinin ardındaki kehribar gözleri düğmeleri iliklemeye odaklanmıştı, dudaklarını içten ısırdığını görebiliyordu, kabarık saçları muggle şampuanı kokuyordu ve kusursuz bir teni vardı. Snape düğmelerini ilikleyen eli tuttuğunu, belini tutup kendisine çektiğini ve pembe dudakları öptüğünü hayal ederken buldu kendisini. Sonra şaşırarak kendine gelirken düğmeleri ondan devir aldı ve uzaklaştı. Her şey ne zaman başlamıştı, ne ara böyle bir hal almıştı açıkçası hiçbir fikri yoktu. İnanılmazdı ama onu seviyordu. Fakat sevmemeliydi, karanlık bir geçmişi vardı ve karanlık geçmişinden henüz kurtulabilmiş değilken sevgisine karşılık bulsa da bulmasa da onu da kendisiyle birlikte mahvetmeye hakkı yoktu. “Dersine geç kaldın.” Hermione’yi tuttu ve kapıya geçirmek için ilerledi. “Artık gitmen gerek.”

“Tamam… Daha iyi misin?”

“Evet, Granger. Teşekkür ederim.”

“Bir şey değil.” Hermione kapıdan çıkıyordu, tam gidecekken geri döndü ve “Döndüğümde neler olduğunu anlatacak mısın?” dedi.

“Anlatmazsam yakamdan düşmeyeceğine göre bana pek şans bırakmıyorsun.”

*

Derse yetişmek için cidden koşmuştu. Biçim Değiştirme sınıfına gelince nefes nefeseydi. Kapıyı tıklayıp girdi. Bütün kafalar kendisine dönmüştü, yutkunarak ve soluklanarak McGonagall’a bir özür mırıldandı. Minerva McGonagall kareli gözlüğünü düzeltirken, “Daha önce hiç geç kalmamıştınız, Bayan Granger.”  dedi şaşkınlığını dile getirerek. “Bu defalık hoş göreceğim.”

“Teşekkürler Profesör.” Harry ve Ron’un ortasında yerini aldıktan sonra sağ ve sol kulağına, “Ne cehennemdeydin?” ve “Mızmız’la sohbet güzeldi galiba?” gibi laflar geldi. Hermione cevap olarak fısıldamadan önce ne cehennemdeydin diyen Harry’e, senin için casusluk yapan Snape’le ilgileniyordum dediğini ve Ron’a cevap olarak da Mızmız’la değil, Snape’le sohbet güzeldi diye cevap verdiğini hayal etti ama tabi tek dediği, “Ne cehennemistanda Mızmız’la sohbet gerçekten çok hoştu. Hâlâ Harry için yer tuttuğunu söyledi ve Ron, sana da sadece sevgilerini iletti.” oldu. Aslında yalan değildi, Mızmız Myrtle’la daha önceki sohbetlerinde böyle bir şey geçmişti aralarında.

“Benim için hâlâ yer mi tutuyor? Tanrım, umarım yine sağ kalırım.”

“Neyse ki benim için de yer tuttuğunu söylememiş. Sevgiler, sevgiler!”

Hermione, gülümsedi. McGonagall’ı dinlemeye başladığında aklında zindanlardaki Severus Snape vardı. Bu adamın nasıl olup da kendisini gülümsetebildiğine, o gülümsediği zaman ki bu görüp görebileceği en nadide olaylardan biriydi, içinde ona yeniden sarılma dürtüsünün oluşmasına anlam veremiyordu. Onun hep gülümsemesini ve onunla arkadaşlığı hep sürsün istiyordu. Herhalde ondan hoşlanıyordu…

*

İçine kapatıldığı sandık, Bram Stoker’ın yardımıyla açılmıştı. Sandık açıldığında, genç adamın güzelliğinden eser yoktu. Göğsüne saplanmış kazıkla öylece uyurken gözleri ve yanakları içine kaçmıştı sanki. O canlı, hayat dolu ten yerine buruş buruş kahverengimsi bir deri vardı. O kadar çirkindi ki sadece kemikten ibaretti. Uşak, kazığı çıkardı. Biraz sonra da çirkin yaratığın gözleri açıldı ve sudan çıkmış balık gibi nefes almaya çalışırken inledi. Kemikli eli yardım çağrısıyla kalkmıştı. “Su…” diyebildi. Bram Stoker, kendi bileğini ısırdı ve zavallı yaratığı beslemek için bileğini onun ağzına dayadı. Yaratık, kokuyu alınca hemen yapışmıştı. Hızla, sömüre sömüre uşağını içerken buruşan derisi geriliyor, eski güzelliğine kavuşuyordu. Tel tel, bembeyaz olan saçları da sanki bir fırça darbesiyle altın sarısını almıştı. Gençliğine, güzelliğine ve gücüne kavuşan Brandon şimdi yeniden hayat doluydu. Susuzluğunu tamamen giderememişti ama daha fazla içerse uşaklarının pek hali kalmayacaktı. Havayı derince içine çekerken teşekkür etti. “Kanım, kanınızdır.” dedi Bram Stoker reverans yaparken. Brandon sandıktan çevik bir hareketle atlayıp bulunduğu yere göz gezdirdi. Oda tanıdık gelirken Transilvanya’daki şatolarında olduklarını anlamıştı. Oysa burasının artık güvenli olmadığını sanıyordu.

“Evine hoş geldin.” dedi ses. Arkasında olduğu için onu görmemişti. Genç adam oraya dönerken uşakları da baba ve oğlu yalnız bırakmak için çıkıp gitti.

“Ev mi? Burası ev sayılmaz.” Brandon güldü. “Bahse varırım bir evin ne demek olduğunu bile bilmiyorsundur.”

“Yanılıyorsun. Canavar olarak doğmadım. Bir evin sıcaklığının nasıl olduğunu hatırlayacak kadar yaşadım, senin gibi.”

“Benim gibi demek. Benim gibi? Annenle baban seni çok üzdü mü?”

Adam burukça gülümsedi. “Bunun için ne kadar üzgün olduğumu bilemezsin. Hayalini kurduğumuz aileye sahip olamamak… Ama tekrar bir aradayız. Yeniden bir aile kurabiliriz, kurabilirsin. Geçmişi arkanda bırakman için yeterince uzun zaman olmadı mı?”

Brandon kahkaha attı. “Senin için her şey bu kadar basit değil mi? Geçmişi arkanda bırak gitsin. Bu dünyada haddinden fazla yaşayınca böyle oluyor herhalde.”

“Hayır, bu dünyada bizim gibilerin aklını kaçırmadan hayatını sürdürmesinin tek yolu bu ve sen, aklını kaçırdın Brandon.”

“Ah… Kızın ona olan benzerliği inanılmazdı. Böyle bir şeyi nasıl görmezden gelebilirdim?”

“İşleri yüzüne gözüne bulaştırmadan yapmış olsaydın bu konuda sana hak verebilirdim. Senden beklenmeyecek kadar acemice davrandın ve Hogsmaede olayına o şekilde karışman da lüzumsuzdu.”

“Açtım.”

“Açlığını gösteriş yapmadan da giderebileceğini biliyorsun.”

“Ben bir sorun göremiyorum.”

“Görmeni beklemiyordum.” diye derince soluklandı adam. “Biraz araştırma yapacak kadar konakladık.  Hogsmaede’de olanlar Karanlık Taraf için de araştırma konusu olmuş ve bil bakalım ne bulmuşlar?”

“Bir düşüneyim, vampir mi?”

“Evet. Aptal bir vampir… Seni arıyorlar. Bulduklarında da dostça karşılayacaklarından şüpheliyim.”

Brandon alaylı bir reverans yaptı. “Endişelerinizi benimle paylaştığınız için minnettarım, Kont Dracula. Hazır hayatım için kaygılandığınız konusu açılmışken, beni kurtarmak için Albus Dumbledore’la nasıl bir antlaşma yaptığınızdan bahsedin.”

“Benden bu kadar mı nefret ediyorsun?”

“Sadece nefret etmiyorum, ölmeni diliyorum.”

Vlad, bunu duyduğuna üzülmüş gibiydi. Affedilmeyi beklemiyordu fakat kendisine yönelik bu nefretin ölümle eşdeğer olduğunu da bilmiyordu. “Anlıyorum.” dedi başka bir şeyi daha kavramış olarak. “Hogsmaede saldırısına karışman planlıydı değil mi? Karanlık Tarafın seni bulmasını istedin. Seninle iletişime geçmelerini… Beni öldürmeleri için onlarla işbirliği yapmana gerek yok, Brandon. Karşındayım.”

Genç adam tekrar güldü. “Sen zaten benim için ölüsün. Hem istesem de yapamayacağımı biliyorsun, bunu yapacak olan kişi avcı ve senin ondan kaçıyor olman gerekirdi. Transilvanya’nın güvenli olmadığını söylemiştin sanıyorum, burada ne işiniz var?”

“Şaşırtma taktiği uyguladık. Yakında dönmemek üzere tekrar gideceğiz, görünüşe de göre sensiz.”

“Hep kaçamazsın, değil mi? Onun da yeterince zamanı var ve seni bulana kadar asla vazgeçmeyecek.”

“Benim için endişelendiğini düşünmeye başlayacağım.”

Brandon gülümsedi. “Endişelendiğim tek şey onlarla nasıl bir antlaşma yaptığın.”

“Antlaşma basit. Hogwarts’a asla adım atmayacaksın ve Hermione Granger’la bir daha iletişime geçmeyecek, dolaylı ya da dolaysız ona zarar vermeyeceksin. Nerede olursa olsun.”

“Bu kadar mı?”

“Hayır, ayrıca avcıyla işbirliği yapmadıkları sürece Karanlık Tarafa katılmayacağıma dair bir antlaşma daha yaptım.”

“Ne?” Şaşırdı ve şaşkınlığı yerini ani bir öfkeye bıraktı. “Beni de bu anlatmaya dâhil etmediğini söyle!”

“Edemeyeceğimi biliyorsun, özgür iraden olduğunu unuttun mu?”

Doğruydu, Brandon çabuk parladığı gibi sakinleşti. Bir an için azat edildiğini unutmuştu.

“Sorabilir miyim, Karanlık Tarafa niçin katılacaksın?” dedi Vlad. “Ve bunu nasıl yapacaksın? Lord Voldemort’un adamlarını öldürdün.”

“Onun için bir bilgim var. Beni hoş göreceğine emin olabilirsin.”

*

Hermione kapıyı tıklayıp içeriye girdiğinde günün yorgunluğunu üzerinde taşıyordu. Hastanede yattığı süreçten beri yapılacak ödevler birikmiş, geri kaldığı dersler yığılmıştı. Titiz ve disiplinli çalışmasıyla bilinen genç kızın yüzünde şimdi her şeyden bıktığının ifadesi vardı. Snape onu görünce tek bakışta bu analizi yapmıştı. Normal şartlar altında onun düştüğü durumdan keyif aldığı bir takım laflar ederdi ama tek yaptığı işini gücünü bırakıp arkasına yaslanmak ve iyi mi olduğunu sormak olmuştu. Bu duruma kendi de şaştı.

“Teşekkürler, yorgunluktan ölebilirim.”

“Belli oluyor. Kendini yormak için özel çaba sarf ediyor gibisin.”

“Ah, yetiştirmem gereken o kadar çok şey var ki…” diye iç çekti kız. “Buna mecburum yine de ne kadar çabalarsam çabalayayım günün sonunda bir şeyler eksik kalıyor.”

Snape bir an için söyleyeceği şeyden emin olamıyor gibi tıkanmıştı. Sonunda,“Yardımcı olabilirim?” diye teklif etti zorlandığı bir hareketle.

Hermione kaşlarını kaldırırken kulağına su kaçmış gibiydi.  “Pardon, yardım edebilirim dedin de sanki?”

“Dedim. Tuhaf mı geldi?”

Hermione güldü. “Çok.”

“Bir de bana sor.” dedi Snape gözlerini devirirken. “Pek yardımsever olmadığımı biliyorum ve yardım almayı sevdiğim de söylenemez. Ben kendi kendime yetebilen bir adamım, Granger; ama sen düzenimi alt üst ettin.”

“Ne demek istiyorsun?”

“Şunu demek istiyorum,” dedi ellerini masaya koyup eğilerek. “Benim arkadaşım yok. Yani, iş arkadaşlarım dışında yok; meslektaşlarım, yoldaşlık ve Ölüm Yiyenler. Hiç biri de gerçekten arkadaşım değil ama sanırım sen bu kategoriye giriyorsun. Benimle ilgileniyorsun, yaralarımı sarmama yardım ediyorsun, nasıl olduğumu soruyorsun…” Snape, geriye yaslandı. “Eh, ben de bir arkadaşın nasıl olması gerektiğini bilmiyor değilim. Sonuç olarak, yardımımı kabul edecek misin?”

Hermione’nin ağzı açık kalmıştı. “Şey… Aslında harika olur…” Gözlerini kırpıştırırken arkadaşlığıyla Snape’i değiştirdiğini mi yoksa onun aslında hep böyle mi olduğunun ayrımına varmıştı; onu değiştirmemişti ama kesinlikle açmıştı. İçi birden kıpır kıpır olurken başarısını izledi.

“İyi. Uygun bir zamanda, örneğin yarın yine bu saatlerde ofisimde olursan bir kısmını yetiştirebiliriz.”

“Ta-tamam…”

“Şimdi buraya neden geldiğini konuşalım.”

“Ah, şey, neler olduğunu anlatmanı istiyordum… Yani neden bu hale geldiğini… Sabah berbattın.”

“Kan emici yüzünden.”

Hermione, ondan bahsedişine ilk defa gülümsedi. Sonra toparlandı ve ciddi oldu. “Nasıl yani?”

“Hogmaede saldırısına karıştığını biliyorsun. Karanlık Lord, şüpheli ölümlerin araştırılması için beni ve Lucius’u görevlendirmişti. Lucius, bakanlıkla bağlantılarını kullanarak tertiplenen dosyaya ulaşana kadar bende okulumuzda bir kan emicinin gezdiği bilgisini saklıyordum.”

Hermione anladığını belli ederek başını salladı. “Ama öğrendi ve bu yüzden cezalandırdı.” Yüzü asıldı. “Bay Malfoy hep şanslı mıdır?”

Snape sırıttı. “Dosyaya daha erken ulaşsaydı Karanlık Lord’da kan emiciye daha erken ulaşırdı, bu yüzden benden daha iyi sayılmaz.”

Hermione de sırıtırken bunun, yalnızca ikisinin bildiği bir şey olduğunun farkındaydı. “Peki, şimdi nerede? Brandon yani…”

Snape bıkkınca nefes verdi. “Orası biraz karışık, güvendesin işte.”

“Bilmek istiyorum.”

“Bilme Granger, bir kere de bilme.”

“Aklım kalır.”

“Kan emicide mi?”

“Hayır, nerede olduğu konusunda… Bilmem lazım, anlamıyorsun. Rahat edemem.”

“Hastasın.”

Hermione güldü. “İyileşmeye çalışıyorum.”

“Nasıl olduğunu bilmiyorum, kan emicinin yaratıcısı durumundan haberdar olunca buraya geldi.”

“Ciddi misin?”

Snape başını salladı. “Dumbledore’la bir, hayır iki antlaşma yaptı. Birincisi senin güvenliğin için. İkincisi de iki tarafın güvenliği için; Biz onun düşmanıyla işbirliği yapmazsak o da Karanlık Tarafla işbirliği yapmayacak ama kan emici ikinci antlaşmaya dâhil değil.”

“Ne… Ne diyorsun… Ve bunu bile bile hâlâ görevde misin?”

“Evet.”

“Hayır!” Hermione ayağa kalkmıştı, masaya ellerini koydu ve eğildi. “O beni kullandı… Hakkında her şeyi biliyor olmalı… Göreve gidemezsin. Bildiklerini Vol-”

“Onun adını söyleme.”

“Bildiklerini Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen’le paylaşırsa sanıyor musun ki oradan sadece yaralı kurtulursun?”

Snape’te ona doğru eğildi. “Senin kadar farkındayım, Granger.”

“O zaman niye? Dumbledore mu-”

“Hayır, Dumbledore’da seninle aynı şeyi düşünüyor. Bunu ben istedim.”

“Çıldırdın mı?!”

“Gayet aklı başındayım.”

“O zaman neden?”

“Kan emiciyle baş edebilirim, muhtemelen bana önce blöf yapacak.”

“Varsayımda bulunarak kendini harcayamazsın!”

“Otur yerine. Karanlık Taraftaki konumumdan olabildiğince faydalanmam gerek. Bunun yoldaşlık için ne kadar önemli olduğunu tahmin- Lanet olsun.

“Ne, Ne oldu?”

Snape kalkarken sol bileğini ovuşturdu yüzünü buruşturarak. “Çağrılıyorum.”

Hermione masadan doğrulup koşar adım onun önüne geçti. “Gitme.” Adamın kollarını tutmuştu.

“Önümden çekil, Granger.”

“Lütfen…” Hermione’nin yalvaran bakışları vardı. “Senin için endişeleniyorum…”

“Endişelenme.” Snape de onun kollarını tuttu. “Geri döneceğim ve ödevlerini birlikte yapacağız. Anladın mı?”

“Söz ver…”

“Söz veriyorum.”

*

Snape, malikâne girişinde yalnızca evin cini tarafından karşılanmıştı. Herkes toplantı salonunda onun gelmesini bekliyordu. Merdivenlerden çıkıp salona yöneldi. İçeriye girdiğinde yüzler beklentiyle ona dönmüştü. Voldemort her zamanki yerinden ona azametle baktı ve “Gelmeyeceksin sandık, Severus.”
dedi keyfinin yerinde olduğu belli bir sesle. Snape, eğilerek onu selamladı. “Bağışlayın Lordum, olabildiğince çabuktum.” Kalan tek boş sandalyeye, Voldemort’un sağına oturdu.

“Öngörülmeyen bir toplantı düzenlemek zorundaydım,” dedi yılansı ses gözlerini ondan ayırmadan. “Tanışmanızı istediğim biri var.”

Bu kadar kişiyi acilen topladıysa önemli biri olsa gerek, diye düşündü Snape sessizce. Gözlerini ipucu ararcasına masada gezdirdi ve en son Lucius’a baktı. Lucius’un yüzündeki şımarıkça ifadeye bakılırsa bahsi edilen kişiyle tanışmışa benziyordu.

“Gel,” dedi Voldemort salonun uzak bir köşesine. Sonra gölgelerden genç bir adam çıktı. Altın sarısı saçları, ölü beyaz teni, abartılı büyücü kıyafeti ve zarafetiyle Brandon Moyer’dı. Reverans yaparken aslında Voldemort’u değil o’nu selamlıyordu. İçinden geçeni sadece ona ulaştırabileceği bir açıklıkla ışıldayan, sırıtan gözleriyle; “Sürpriz, lanet olası.” dedi.

9 Yorum

Filed under Moonlight | Snamione

9 responses to “Moonlight | Chapter 19

  1. izobar

    Bu bölüm bana nasıl kısa geldi, nasıl kısa geldi anlatamam. Okumaya başladım, yemin ediyorum 2 dakika içinde bitti. :D Hatta bitince, okumayı atladığım bir yer var herhalde diye düşündüm tekrar göz gezdirdim. Ama maalesef atladığım bir yer yokmuş. :((

    Snape hayatım, ben senin o romantik düşüncelerini yerim ama öp artık şu kızı Allah aşkına ya! Tut kollarından çek kendine, sar sıkıca bu kadar basit işte. Hermione’nin sana vereceği karşıĺığı tahmin bile edemezsin. Zaten yavaş yavaş sarıyor bedenini Hermione’nin ateşi, bilemiyorum artık kendini daha ne kadar tutarsın. :D Hı bu arada Lucius’un cezasını çektiğini Snape’ciğimin ağzından duymak (okumak) çok hoş oldu. Teşekkürler Pesnap, teşekkürler Türkiye. :D

    Brandon sinsisi ve yılanı seni tekrar okumak zorunda olmak bana nasıl bir acı veriyor anlatamam, kelimeler kifayetsiz şu anda. Her neyse sonuçta döndün, sen olmasan hikaye yürümez (aslında yürür bence). :D Yalnız bu Brandon nasıl, hangi ara Voldy ile konuştu, anlaştı? Yani daha bismillah yeni uyandın be adam. Bu neyin hırsı, kini bu kadar? Herşeyi geçtim ama şu an Snape’in durumunu hiç iyi görmüyorum. Lucius’un o gevrek ve (afedersin) yavşak sırıtışından sonra. Brandon herşeyi anlatmış gibi hissettirdi bana. Ama belki de öyle hissetirmek için yaptın, bilemiyorum.

    Ve benim en beğendiğim kısım olan o söz verme kısmı. Hermione hala arkadaş olduklarını sanmaya devam etsin, bu iki aptal aşığın böyle konuştuğunu dışarıdan tarafsız bir göz görse anında söyleyeceği şey bunlar ne harika bir çift olur. Elalem sevgilisiyle böyle konuşmaz, bunlar sözde arkadaslar ama böyle 40 yıllık sevgili gibi konuşuyorlar. Tabii ben burada eriyorum, halimden de çok memnunum. :D Bir de Hermione, Snape’ten hoşlanıyorum galiba diye düşündü, bunu daha yeni düşünmüş olmasını geçtim insan biraz heyacan yapar, mutlu olur be kızım. Gören çok sıradan bir şey sanır. Koskoca Snape o kızım. :D

    Pesnap sen sakın bıkma bu çifti yazmaktan. Valla korkuyorum; bir gün, yeter ulan bırakıyorum Snamione’yi diyeceksin diye çok korkuyorum. Bayılma da ayrıca. :D Senin Snamionelerini okumaya o kadar alışmışım ki başka bir Snamione bulunca baya garipsiyorum. :)

    Eline, emeğine, gönlüne sağlık. Su gibi bir bölümdü. Doymadım, doyamadım. :D

    Aa bu arada, evet tekrar sınava hazırlanıyorum. Artık rahat mi battı dersin iyi mi yaptın dersin bilemiyorum ama bindik bir alamete bakalım nereye gideceğiz. :D

  2. odi

    Severus’un duygularını böyle yalın haliyle okuyabilmek çok keyifli. Ne kadar duygularının ne ara bu aşamaya geldiğini kendisi farkedemese de Hermione’nin düşünceleri ile karşılaştırıldığında ne istediğini bilen bir yetişkinin farkı hissediliyor. Tüm duygularından önce arkadaşlığını koruması çok değerli. Ve Hermione’nin isabetli düşüncesi gibi bu kapalı kutuyu açmanın en güzel yanlarından biri de Severus’un arkadaşlığının ne kadar değerli olduğunu görmek bence.

    Hermione’nin daha küçük adımlarla ilerleyen duyguları da okuması keyif veren kısımlardan. Tereddütlerini ve acabalarını okuyacağımız kısımları hevesle bekliyorum.:) En hoşuma giden nokta ise her ikisinin de araya romantik yönelimler girmeden önce sıkı bir güven ve dostluk ağı kurmuş olmaları.

    Brandon’ın bu kadar çabuk harekete geçeceğini düşünmemiştim. Çok tehlikeli ve bir o kadar sürpriz bir gelişme oldu bu. Yalnız Vlad ile konuşmasında dikkatimi çeken bir detay var, Avcı’nın kendi peşine de düşebileceğini hiç hesap etmiyor. Varlığından haberdar mı bilmiyorum ama Hellsing, Dracula ile hesabını kapatırken varisini geride bırakacak biri değil. Aslında tam da bu yeni ortaklığın üstüne çıkıp gelse ne de güzel karışırdı ortalık.:))

    Hikaye birden çok karamsar bir seyir aldı. Ters köşeleri sevdiğinizi biliyorum ve en kötü ihtimalde de finaller hakkında geniş görüşlüyümdür. Bir finali olması esas benim açımdan. Sonuçta bu bölümdeki tek tesellim Lucius Malfoy’un da payına düşeni alması oldu, son sırıtması hevesimi kursağımda bıraksa da.:) Ellerinize sağlık, bol ilhamlar.

  3. @izobar: Maalesef kısa oldu… Bu konuda ben de senin kadar üzgünüm ve uzunlu uzunlu yorumuna karşın vereceğim kısa yanıt için de. :/

    Snape, Hermione’nin ne düşündüğü veya ne hissettiğini bilebilseydi o anda yapacağı şey tam da hayalindeki gibi olurdu. Ama Hermione’nin bırak sevdiğinden, hoşlandığından bile emin değil.

    Brandon’ın Voldemort’u bulması hiç zor olmadı aslında. Snape hakkındaki her şeyi Hermione’nin sayesinde biliyor ve pek tabi Snape’in bağlantısı olduğu diğer kişiler hakkında da bilgisi var. Örneğin Draco Malfoy.

    Hermione’ye verdiğin tepkilere gelince… Allah’ta seni güldürsün. :D En iyisi Hermione’ye söyleyeyim de biraz heyecan yapsın. :D Haha yaa dakikalardır gülüyorum. :D

    Ya aslında bu bölümde, hatta önceki bölümlerde Moonlight’ı yazmayı beceremediğimi, çuvalladığımı düşünüyorum. İstemeden uzunlu aralar verince soğudum ve hikayedeki mantıksal çizgiyi yitirdim bence. Bu bölümde fena halde saçmaladım diye de düşünmekteyim. Bakalım hikayeyi nasıl toparlayacağım nasıl şey edeceğim hiç bilemiyorum… Yarım bırakmak isteğim var ama bir yandan da bu kadar yazdıktan sonra yarım bırakmanın korkaklık olur diyorum ki şimdiye kadar hiçbir fiction’ı yarım bırakmış da değilim. Kötü gidiyor olsa da bitireceğim.

    Teşekkürler, senin de eline sağlık. Yorumlarını dört gözle beklediğim birkaç kişiden birisin. :)

    Belli ki rahat batmış sana ama madem bindin bir alamete yolculuğun hayrolsun diyorum. Başarılar. :)

  4. @odi: Yorumunuz için teşekkürler. Bana söyleyecek pek bir şey bırakmamışsınız.:) Dikkatli bir okuyucusunuz, bu yüzden sizden biraz hikayeye yönelik eleştiri bekliyordum aslında çünkü bu bölümde izobar’a da dediğim gibi mantıksal çizgiyi geçtiğimi düşünüyorum. Belki siz de bir şeyler fark etmişsinizdir diye umuyor, yorumunuzu merakla bekliyordum.:) İnşallah yanlış anlamıyorsunuzdur beni.

    Brandon, avcıdan haberdar. Hesap etmiyor değil, sadece kendisi için pek kaygısı yok diyelim. Karanlık Tarafa güveniyor da kendisi:)

    Zahmet edip yorumladığınız için teşekkürler tekrardan.:) Gelecek bölümde görüşmek üzere:)

  5. odi

    Bence şu noktada hikayenin seyri açısından mantıksal bir sorun yok. Bunu söyleyebilmek için finali bilmek gerekir. Çünkü her yöne gidebilecek bir şekilde yazıyorsunuz. Ama derseniz final için kafamda bir yön yok ancak o zaman kararsız bir seyir diyebilirim.. Bölümü ilk okuduğumda hikayeye aksiyon gelmiş diye düşünmüştüm. Hareket iyidir bence.:) Snamione açısındansa dostluk temelli olması daha çok hoşuma gittiğimden ben memnunum. Daha romantik sahneler görmek isteyenler olabilir tabi. Ama sadece Severus ve Hermione sahneleri yazmak hikayeyi çok daraltır diye düşünüyorum.

    Brandon’ın avcıdan haberdar olduğunu dönüştürücüsüne sevgiyle! kurduğu cümlelerden anlaşılıyor. Benim merak ettiğim Hellsing, Brandon’ın varlığından haberdar mı acaba? Tabi hikaye için kritik bir noktaysa cevaplanması gereksiz bir soru olur.:)

    Zahmet ne demek, zaten o kadar az Snamione var ki. Siz de böyle güzel ve özenli yazınca karşılığını vermemek kabalık olurdu. Bol ilhamlar.

  6. özge

    hani bir solukta okudum derler ya öyle okudum.gece başladım bi baktım gündüz olmuş:D nerden başlasam kurgu karakterler minik ayrıntılar hepsi çok güzel nasıl yaptıysan brandonuın tasvirini gözümde canlanan resmen birkaç chapter sonra yayınladığın resimdeki adamdı! hikayelerde karakterleri değiştiriyorlar ya snape bir anda cici oluyor yok draco ayaküstü 1500 güzelleme yazıyor.bu hikayede karakterler gerçek karakterlerdi.snapein her bir alayı,laf sokması,dumbledoreun cevapları.ruhunu yakalamışsın yani..kaliteli bir snamione okumayalı ne çok olmuş.varsa yoksa sarı oğlanla shipliyolar heryer dramione. bence mantık hala yerli yerinde .-dumbledoreun vladdan mektup gelince fangirl gibi sevinmesine hala gülüyorum tam dumbledoreluk hareket:) – ardarda okuduğum için bir saçmalama olsa anlardım.bundan sonra ne oluur..snape voldye artık kıvıramaz gibi geliyor.brandonun anılarına baktı mı bitti.snape baya bir yaralanacak ve dumby belki de onu gözden çıkaracak hermionie de ateşli bir şekilde snapei savunacak gibime geliyor.tabi kimbilir neler neler olur:D burda çok hevesli bir okuyucun var amman diyim yarım bırakma:( ağlarım:(..:D haydin sana iyi yazmalar bol ilhamlaar:D

  7. @odi: Ben yorumu neden bu kadar geç fark ettim… Özürlerimi bildiriyorum. Düşüncenizi belirttiğiniz için teşekkürler, bir an yolumu kaybettiğimi sanıyorum çünkü. Teşekkür ederim..

  8. anonim

    Yeni bölüm ne zaman gelecek? Her gün siteye bakmaktan ciğerim soldu…

  9. @anonim: Ciğerin solmasın diye tam da yorum yaptığın bugüne yetiştirdim anonim. Hadi nefes al.

Yorumunuzu Alalım...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s