13. Bölüm


Önceki Bölümde…

Harry, “Söyleyin ona profesör. Görevi bıraksın.”

Dumbledore, “Neden böyle bir şey istiyorsun?”

“Ben- nasıl açıklayacağımı bilmiyorum efendim. Sadece bırakmasını istiyorum.”

“Her zamankinden daha karanlık zamanlardayız, Harry. Böyle zamanlarda birilerinin düşmana yakın durmasının hepimizin yararına olacağını biliyor olmalısın.” 

Harry, “Biliyorum. Sadece- yaklaştığımı hissediyorum profesör. Çok az kaldığını… Artık oradan gelecek bir yardıma ihtiyacımız yok, görevi bırakabilir.”

“Bana söz verdi, prensiplerinden ödün vermez.”

“Onu ikna edebilirsiniz profesör, biliyorum.”

Dumbledore durakladı, “Haklısın, edebilirim. Ancak bana geçerli bir sebep söylemiyorsun. Oradan gelecek yardımlara ihtiyacın, ihtiyacımız olmayacağı kanaatine nasıl vardın?”

“Lütfen, profesör.” dedi Harry sıkışmış gibi.

“Sadece tek bir sebep söyle, Harry. Sen de beni ikna et.”

Harry de durakladı. Yutkundu. Biraz düşündükten sonra:

“Çünkü bana güveniyorsunuz.”

Dumbledore’un mavi bakışlarındaki ışık dalgalanırken, kırışık ağzı gülümsemeyle gerildi.

“Sana her zaman güveniyorum, Harry.”

“Görevi mi bırakayım?” 

“Evet,” dedi Dumbledore yorgun, esnerken. Epey geçti vakit.

“Bu mu yani, açıklamayacak mısın?”

“İstemem yeterli değil mi?”

“Değil. Sana söz verdim. Bu iş bitene kadardı.”

“Demek ki bitmiş.”

“Bırakırsam, Karanlık Lord’dan alınabilecek onca değerli bilgi ne olacak? Nasıl bitmiş gözüyle bakabilirsin? Son toplantımızın Hogwarts hakkında önemli bir mesele olduğunu hatırlatırım, muhtemelen saldırılacak. Tahminimce iki güne kadar…”

“Severus. Bitti diyorsam bitti. Şimdiye kadar beni sorgulamadın, koşulsuz inandın ve dediklerimi uyguladın. Bunu da sorgulama ve uygula, eğer güveniyorsan?”

“Hemen gelmeyeceğim öyleyse.”

“Neden?” 

“Saçı getireceğim ama birkaç gün beklemeniz gerek.”

 

 

BÖLÜM 13

Ödüller.

Ödüller teşvik edici olmalıydı. Onlara baktığınızda başarılarınızı, gururunuzu anımsamalı, mutlu olmalı ve ödülleri gerçekten hak etmiş olduğunuzu hissetmeliydiniz. Bunlar para, plaket, mesleki başarı, Merlin Nişanı, şöhret ve benzeri olabilirdi.

Severus Snape, zindanlardaki ödüllerini görmeye giderken bunların hiçbirini hissetmiyordu. Ne hak etmişti, ne başarılarını anımsatıyor ne de mutlu ediyorlardı. Ödülleri ne paraydı ne mevkiiydi ne de Merlin Nişanı. Ödülü, iki genç kadındı. Onlara her bakışında burada olmaktan nefret ettiğini, başka canlar yaktığını, vicdan azabı çektiğini hatırlıyordu sadece. Teşvik edici mi? Gülünç… Belki bu, arkadaşları için tatmin edici, egosunu onarıcı, yeni görevler için azmettiren harika bir ödül olabilirdi ama gerçekten nasıl bir işin içinde bulunduğunu anlayan, gören ya da kalbinde temiz bir köşe barındıran kişi bunun harika olmadığını bilirdi. Snape de biliyordu ve insanlıktan çıkmayacaktı.

Zindanlara inen basamaklar bitince durdu. Bir koridora sapıp ilerlerken ışıksız ortamı asasıyla aydınlattı. Ödülleri/Kızları her sabah ziyaret ederdi. İyi olup olmadıklarını saptamak ve güven vermek için. Ne kadar istemese de elinde değildi, hem onlara bakmak istiyor hem de istemiyordu. Çünkü ikisi de ona birilerini anımsatıyordu. Karanlık Lordun böyle bir şeyi, onları seçme tarzını, bilerek yaparken neyi düşündüğünü anlayamamıştı. İnceden dalga mı geçiyordu yoksa sadık müridini gerçekten de ödüllendirmek istediği için miydi? Demir parmaklıların önünde durduğunda gözlerinin akları kıpkırmızı kesilmiş olan genç kızları gördü. Biri kahverengi, kabarık saçlarıyla ve aynı renk gözleriyle Hermione’yi andırıyor, diğeri de… Kızıl, alev kızılı ve yeşil gözleriyle Lily’i andırıyordu. Snape’in kalbi tekledi yine. Yutkundu. Hermione’den yaşça biraz daha küçük ve bakir olan kızların bütün gece ağlamış gibi halleri vardı. Birbirlerine sarılmış, korkuyla gelene bakıyorlardı.

“Korkulacak bir şey olmadığını daha kaç kez söylemeliyim? Güvendesiniz.”

Ne var ki onlar birbirlerine daha da sokulurken Hermione’ye benzeyen kız, arkadaşının omzunda ağlamaya başladı. Kızıl olanı ona göre daha güçlü durur ve arkadaşını sakinleştirmeye çalışırken şiştledi. Sonra yeşil gözlerini siyahlara çevirerek doludizgin bir öfkeyle baktı. Gözlerdeki o bakış Snape’e öyle tanıdık geldi ki o an, olduğu yerde öne doğru sendeler gibi oldu. Snape, yeşillerden kaçarak ağlayan kıza döndü sıkışan kalbini sakinleştirircesine nefes alırken.

“Sorun ne?” dedi yeşil gözlerin sahibine bakmadan. Ağlayan kıza sabitlenmişti.

“Niye arkadaşına sormuyorsun?” dedi kızgın ses.

“Neden söz ediyorsun sen?”

“Boş versene. Buraya geldiğimizden beri neler yaşayacağımızı tahmin ediyorduk ama sen karşımıza çıktın ve bize dokunmayacağına, başkalarının da dokunmayacağına söz verdin. Belki dedik, o farklıdır, iyidir. Sana inanmaya başlamıştık ama senin de onlardan farkın yokmuş. Çünkü koca bir yalancısın.” dedi Lily’nin kopyası.

Snape, elinde olmadan ona döndü. Çarpılmış gibiydi.

Hiç kimsenin onlara dokunmamış olması gerekirdi. Hiç kimse, Severus Snape’in ödüllerini kirletemez, onlara el süremezdi. Yapamazdı. Onları uyarmıştı. Uyarıyı dikkate almazlarsa karşılarında kimi bulacaklarını çok iyi biliyorlardı. Ama Hermione ağlıyordu. Yani onun kopyası… Ve birileri ona gerçekten de dokunmuştu.

“Anlatsana, Cecilia.” diyordu kızıl, bastıran sesiyle. Hayal meyal duymuştu onu Snape. Şaşkınlığından sıyrılarak baktı. Hermione’yi andıran genç kız ağlamayı kesmiş, arkadaşının ısrarıyla konuşmaya hazırlanıyordu.

“Ona benziyormuşum,” dedi yeniden gözleri ıslanırken hıçkıran kız. “Adı… Adını hatırlamıyorum. Ondan daha güzel değilmişim ama beni istiyordu. Ben- benimle-”

Genç kız daha fazla konuşamaz ve hıçkırmaya devam ederken Snape, iyice hayrete düştü. Biri bu kızı bilerek istemişti. Bilerek arzulamıştı. En ilginci de, sırf Hermione’ye benzediği için. Kanı yüzünden çekilirken elinde tuttuğu asasını sıktı.

“Kimdi?”

Sesindeki öfkeyi ikisi de hissedince sessizleşir gibi oldular.

“Kim?” dedi tekrar, Snape. Sabırsız ses tonu buz gibiydi.

“B-ben bilmiyorum.” dedi Cecilia ağlamaklı. “A-ama yüzü- yüzünü… Asla- asla unutmayacağım-”

“Tarif et.”

Kız hafifçe ürperdi ve nefes aldı burnunu çekerek. Hıçkırıklar arasında sözü edilen kişiyi ona tarif etmeye başladı. Genç kız anlatırken Snape’in gözlerinde anılar canlandı; Hermione’yi küvette bulduğunu, yüreğinde kocaman korkuyla onu iyileştirmeye çalıştığını, yalvardığını hatırladı. Bunu neden yaptığını sorduğunu…

Artık nedenini biliyordu. Lucius Malfoy, bardağı taşıran son damlaydı.

 

*

 

Snape, pelerini ardında rüzgâra kapılmış perdeler misali dalgalana dalgalana ikinci kata, Malfoy’ların yatak odasına çıkıyordu basamakları ikişer tırmanırken. Elinde asası, sımsıkı tutuyordu. Çenesi de aynı gerginlikle sıkılı, gözleri her zamankinden daha da karanlıktı. Öyle siyah ki, ölüm gibiydi.

Odaya ulaştığında asasıyla kapıyı kırarcasına açtı, kahvaltıya inmek için hazırlanan kadının çığlık atmasına neden oldu.

“Severus!” dedi evin sahibesi Narcissa Malfoy, dehşetle soluklarken.

Snape, neler oluyor tarzı seslenişe cevap vermezken gerisin geri arkasını dönüp basamakları indi. Lucius burada değildi. Narcissa, Snape’in neden bu şekilde odalarına daldığını merak ederken peşinden koştu topuklarını takırdatarak.

“Severus! Neler oluyor!”

Snape, cevap vermedi. Rahatsız edici sakinlikle basamakları uçarcasına iniyordu ama Narcissa, onun yoğun öfkesini hissediyordu.

“Severus! Bana cevap ver!”

Narcissa, son basamaklarda tökezler gibi olunca duvara tutundu ve nefes aldı. Snape, gözden kaybolunca devam etti aceleyle. Şimdi bir başka kapının kırılırcasına açıldığını duyabiliyordu. Nihayet yetişti, Lucius’un çalışma odasındaydılar. Kocasının, masanın gerisinden kalktığını görebiliyordu.

Lucius endişeyle, “Neler oluyor?”

Snape yine cevap vermedi. Yalnızca sakin adımlarla, siyah gözleri grilere kilitlenmiş olarak üstüne yürüdü. Lucius, neler olduğunu bilmemenin getirdiği tedirginlikle geriledi ve asasını çekerek kendini savunmak için pozisyon almıştı ki zarif çubuk bir sıçrayışta elinden uçtu.

“Ne yapıyorsun, bırak onu!” dedi kadın panikle Severus’a yaklaşarak. Adamın kolunu kavradı ama o, kadından kurtularak hızla ilerledi, Lucius’u masasının üstüne iterek devirdi. Eşyalar gürültüyle dağılırken birkaçı kırıldı, kâğıtlar etrafa uçuştu. Narcissa bir başka çığlık attı.

Snape, kaşla göz arasında asasını pelerinine soktu ve masanın üstünde yatan korkmuş Lucius’un üstüne eğilerek yakasından hışımla kavradı.

“Se-Severus, neler oluyor?”

“Bence neler olduğunu en iyi sen bilirsin, Lucius. Dün gece partide çok içtiğini sanmıyorum, yoksa zindanlara yuvarlanmadan inmeyi başarıp ödüllerimle oyun oynayamazdın, değil mi?”

Lucius, meseleyi anlayınca derhal fısıldadı.

“Açıklayabilirim. Ama- önce Narcissa’yı odadan çıkaralım ve meseleyi sakince konuşalım. Onu endişelendiriyorsun.”

Snape, sinirli gülüş attı.

“Karını çok önemsiyorsun demek?”

“Bak, sen benim dostumsun. Dostlar birbirlerini kollar değil mi? Bugüne kadar birbirimizin açıklarını örtmedik mi, neden şimdi örtüyü kaldırasın?” dedi Lucius hararetle. Alnı nemlenirken içinden kendine lanet ederek gözlerini yumdu. Küçük sürtüklere çenelerini tutmalarını söylemeyi tamamen unutmuştu.

Snape hızla sarstı onu. “Arkamdan iş çevirdin, kollamadın, Lucius. Her zaman böyleydin. ” Sakindi ama sesi intikam kokuyordu. “Şimdi sabrım taşmış halde, senin de bir Bulanık Sevici olduğunu, Narcissa’yı kaç kere aldattığını, Metresini, tüm o seks partilerini aslında benim değil de senin verdiğini söylemek için adeta kaşınıyorum. Ne dersin, sence de bu adil değil mi, dostum?

Lucius’un nefesi tıkanır gibi oldu. Yutkunurken yakasını kavrayan elleri tuttu karşı koyarcasına.

“B-bunu yapamazsın. Yapamazsın. Sakın.”

“Orada neler oluyor?” dedi giderek meraklanan Narcissa. Topuk sesleri yankılanınca Snape, başını arkaya çevirerek ona olduğu yerde durması gerektiğini ifade eden net bir bakış attı. Kadın, kararsızca durunca tekrar Lucius’a döndü Snape.

“Ödüllerime elini sürmemeliydin, Lucius. Kuralları çiğnedin. Ama-” Lucius’un yakasını daha sıkmıştı. “Benim-asıl kızdığım-neden-Granger’a-dokunduğun.”

Lucius gergince güldü.

“Bulanık öldü, bunun ne önemi var!”

Snape birkaç saniye sessiz kaldı. Önemi vardı, çünkü gerçekte ölmemişti. Ona nasıl bir yanıt vereceğini düşündü çarçabuk.

“Önemi var, sana ait olmayana dokundun.”

“Hediyelerini açmadın bile!” diye hırladı Lucius, Narcissa’nın duymasından endişelenerek. “Başka biri olsaydı sonuna kadar faydalanmıştı. Sen de bir Bulanık Sevici olmana rağmen açmadın paketleri, Severus. Ne yapacaktın, öylece zindanlarda çürümeye mi bırakacaktın? Bundan harika bir malzeme çıkar, biliyorsun değil mi? Granger’a gelince, ben hiçbir şeyi sebepsiz yapmadım bugüne kadar. Onunla kapanmamış bir hesabımız vardı!” diye tısladı öfkeyle dişlerinin arasından.

“Bir düşüneyim. Kapanmamış hesabını hallediş yöntemin çok enteresan. Bunun bin bir türlü yolu varken seks yapmayı mı tercih ettin? Hm, biliyor musun tam arkamda duran karın için de bundan çok iyi bir malzeme çıkar.”

“Bak, üzgünüm-”

“İnan, ben de üzgünüm.”

“Severus- dostluğumuzu bir-iki bulanık için yıkacak mıyız?”

“Az önce yıkmadın mı zaten, Lucius. Dost, dostunu tehdit eder mi?”

Lucius gergince güldü yine. “Hadi ama ciddi olmadığımı biliyordun.”

“Bence ikimiz de gayet ciddiyiz.” Bunu söyledikten sonra başını arkaya çevirdi Narcissa’ya bakarak. Lucius’un kirli çamaşırlarını ortaya dökecekti ama Lucius, anlık boşluktan istifade ederek ona saldırdı, düşen asasını kaptı ve ikisi düelloya başladı.

Narcissa Malfoy, tüm bunların ortasında donakalırken yalnızca izleyebildi. Tam bu noktada, böyle kıpırtısız ve korkuyla dolmuş dururken hep övündüğü mükemmel evlilik hayatının sona ereceğinden habersizdi.

 

*

 

“Harry! Ron! Ginny!”

Hermione, üstünde sabahlığıyla merdivenlerden koşarcasına inerken mutfağa giden koridorda ilerledi, sesini duyan Mrs Weasley mutfağın kapısında onu karşıladı. Hermione soluklanarak; “Herkes nerede?”

“Ah, endişelenme. Harry ve Ron ufak bir mesele için Hogwarts’a gideceklerini söylediler. Sen burada kalmalıymışsın çünkü dinlenmeliymişsin. Ginny de Bakanlıkta.”

Hermione, geldiği gibi giderken Mrs Weasley arkasından seslendi hemen. “Hermione, canım, bence de dinlenmelisin. Kısa sürede gelirler hem.”

Genç kadın onu dinlemeyerek yukarı çıkarken derhal üzerini değişmesi ve Hogwarts’a, o ufak meselede yardımcı olmak için gitmesi gerektiğini düşünüyordu. Çünkü yeterince dinlenmişti.

 

*

 

Çalışma odasının tam ortasında duran kadın, etrafındaki antika vazoların parçalanışını, kitapların raflardan düşüşünü, geniş pencerelerin çatlayışını, bir mumun düşüp kitapları yakışını korkulu gözlerle izledi. Tüm bunlar etrafında olurken eşyalar ve ışıklar bazen yanından ya da başının üstünden geçip gidiyordu. Kocasının sesini dışları çıkması gerektiğini duyduğunda aynı anda onun düşüşünü ve görünmez bir güç tarafından orada tutulduğunu gördü. Düello bitmişti.

Snape, nefesin düzene girene kadar konuşmadı. Gözleri yerde kımıldamasına izin vermediği sürece öyle kalmak zorunda olan Lucius’taydı. Bakışlarını, adeta alev saçan gri gözlerden çekip bir açıklama bekleyen kadına çevirerek, kelimeleri zehir gibi kustu.

Narcissa Malfoy, söylenenleri gayet iyi algılarken gözleri yerdeki kocasına sabitlenmişti dalgınmışçasına. Her şey bir kulağından geçip öbür kulağından çıkıyorduysa da, işittikleri kalbine kıymık gibi batıyordu. Kalbini yaralayan kelimeler tükenince, Snape’in gittiğini fark etti. Ve o da gitmek için arkasını döndü bir süre sonra. Sadece buradan, bu evden uzaklaşmak istiyordu. Hiçbir şey söylemeye gerek duymadan. Lucius, yerden kalkarak onun arkasından atıldı.

“Narcissa, bekle!”

Kadın aldırmadı, topukları döşemeyi vuruyordu tek düze sesle uzaklaşarak. Neden sonra durdu. Lucius, yetişti ve soluklanarak onu kendine çevirmek için kolundan tuttu nazikçe. Narcissa, dokunuşlara uyarak döndü ve buğulanmış gözleriyle ona baktı.

“Özür dilerim- çok özür dilerim…”

Lucius’un gözleri de buğulanır gibi oldu. Pişmanlığını anlatmak, onu sevdiğini söylemek için dudaklarını kımıldatmaya devam edecekti. Narcissa da kırmızı dudaklarıyla çok hafif, acı-üzüntü karışımıyla gülümsedi. Sonra ona tüm gücüyle tokat attı.

“Hoşça kal, Lucius.”

Ve orada, Malfoy soyadını bırakıp gitti.

 

*

 

“Nerede olduğunu biliyorum sanki… Daha önce gördüğüme yemin edebilirim. Biliyorum, biliyorum…” dedi genç adam ter dökerken. Koridorları adımlarken peşinden gelen kişi de ona eşlik ediyordu seri şekilde. Ron. Hogwarts’a geldiklerinde Minerva tarafından karşılanmışlardı. Ona tuhaf, yarım yamalak bir açıklamada bulunduktan sonra da kendilerini koridorlara atmış, amaçsızca dolaşıyorlardı.

Ron sessiz, tahminde bulunmazken sadece Harry’nin hislerine güvendi. Diademi bir şekilde bulacaklarına inanıyordu ama içinde az da olsa şüphe yok değildi. Hogwarts, bir diadem için pek büyük yerdi. Harry, kontrolsüzce mırıldanmaya devam ediyordu.

“Hatırla, hatırla…”

Sonra ikisi aniden oldukları yerde durdu, birisi hülyalı bir edayla karşılarına çıkmıştı.

“Merhaba, Harry.” dedi Luna hayalde gibi. “Merhaba, Ron. Sizi burada yeniden görmek ne kadar güzel… Bir yere mi gidiyordunuz?”

Genç adamlar birbirlerine garip bakış attıktan sonra kıkırdadı. Bu kızı seviyorlardı.

 

*

 

“Lanet olası pislik!”

Bellatrix Lestrange, etekleri yerleri süpüre süpüre yürürken Severus Snape’e sövmekle meşguldü. Narcissa’yı tuhaf bir halde bulmuş, güç bela ondan her şeyi öğrendikten sonra da hiddete kapılmıştı. Bütün bunlar zırvaydı. Pis yarasa, aile bağlarını kopartmak ve zirveye çıkmak için her türlü oyuna başvurmuşa benziyordu. Kız kardeşi her ne kadar Severus’a yalanlarla dolu bir evlilikten kurtardığı için kendisine minnet duyduğunu söylese de bu amacın ardında yatanı anlayamayacak kadar iyi yürekliydi. Zavallı Narcissa, hiçbir zaman Ölüm Yiyenlikten anlamamıştı zaten. Sabırsızlıkla şiş gözlerini yumdu ve sivri topuklu çizmesinin ucuyla Snape’in odasının kapısını tekmeleyerek çaldı.

Cevap olarak kapı yavaşça aralanırken durağan bir yüz onu karşıladı, Bellatrix Lestrange hazırlıklı olarak asasını onun göğsüne dayadı.

“Seni kahrolası. Derdin benimleydi, kız kardeşimle değil!”

“Yanılıyorsun, derdim Lucius’laydı ve yerinde olsam o asayı indirirdim, Bella.”

“Lucius bunları yapmış olamaz, uydurdun! Hepsini uydurdun ve kız kardeşimin buna inanmasını sağladın.”

Snape, sıkkınca nefes aldı.

“Öyle mi. Gidip Lucius’a sordun mu peki? Yoksa hikâyeyi sadece biricik kardeşinden dinleyip kafana göre mi yordun?”

Bellatrix cevap vermeyince, “Tahmin etmiştim.” dedi ve kapıyı kapatmak üzere geri çekilirken kadın elini koyarak durdurdu hızla.

“Beni de kullanmana izin vermeyeceğim, Snape. Bu yüzden, adımın lekelenmesini göze alarak karanlık Lord’a, iffetsiz biri olduğumu kendim söyleyeceğim. Büyük ihtimalle Lord bağışlayacaktır, yalnızca gözünde eskisi kadar parlamayacağım. Ama öyle bir an gelecek ve ben seni yakalayacağım ki pislik, senin leşin beni parlatacak.”

Sonra hışımla dönüp gidecekken Snape, onu yakalayarak koridorun duvarına itti. Bir an için Bellatrix’i boğacak gibi olduysa da eğildi ve onu şehvetle öperek şaşırttı.

 

 

10 Yorum

Filed under Sevgiye Dönüşen Nefret | Snamione

10 responses to “13. Bölüm

  1. ruyam

    bu ne yaaa. burada mı bırakılır ama hikaye bu haksızlık. devamı gelsin hemen :)

  2. goddesscalypso

    Bellatrix’i öptü. En sonunda kafayı yedi, bu da oldu ya da amaç şu lanet saç telini almak. Başka yol yok muydu ya? =D
    Narcissa’ya çok yazık oldu. Çok üzüldüm, Lucius’a da çok sövdüm. Snape bir güzel haddini bildirdi, o ayrı bir şey tabi.
    Ellerine sağlık Ekin abla. =))

  3. ruyam

    ama saçları bi önceki bölümde zaten almıştı snape. bu seferbaşka bişi düşünüyor ama ney?

  4. Hilal

    Yenisinin bir an önce gelmesini bekliyorum.
    Aslında bende senden özenip hikaye yazmaya başlamıştım (Harry Potter ile ilgili değil) ama bilgisayara format atılınca, puf, uçup gitti. İyi yazdığımı düşünüyordum oysa. Word Belgesinde 12-13 sayfa gösteriyordu. O gün çok üzülmüştüm. En baştan yazmalı mıyım sence?
    GÖRÜŞÜMÜ PEK YAZAMADIĞIM İÇİN ÖZÜR DİLERİM, BU YAZDIKLARIM BİRAZ SAÇMA OLDU. =D

  5. “ruyam” rumuzlu arkadaşın da söylediği gibi Snape, saçı zaten almıştı Elifcim. Sanırım ufak bir karışıklık yaşamışsınız. :) Sanırım bir sonraki bölümde not düşmem gerekecek.
    Teşekkürler :)

  6. Haklısın, başka bir şey var :)

  7. Konuyla alakasız oldu ama problem değil Hilal :) Fikrimi almak istemen güzel.
    Her ne kadar sinir bozucu bir durum olsa da (benim de başıma gelmişti uzun zaman önce) vazgeçmemelisin. İyi olduğunu düşünüyorsan tekrar yazmayı dene ve ilk seferde yazdığından daha iyi yazarsın böylece. Eğer iyiydiyse daha iyi yazman mümkün :)

  8. goddesscalypso

    Sahi almıştı. Dün ne yediğimi hatırlamadığıma göre bunu da unutmam normal sanırım. Aslında unutmamam lazımdı, affedersin. =))

  9. Problem değil, belki de benim hatam. Vurgulama yapmalıydım :)

  10. ruyam

    başka bişi ama ney işte orda kalıyor insan ve sabırsızlanıyorum doğrusu :)

Yorumunuzu Alalım...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s