4.Bölüm: Gizli Bir Şey


Günler sonra..

Ron, ateşin önünde bir aşağı bir yukarı yürüyerek kanepede oturan Harry’nin başını döndürdü. İkisinin, Malfoy ve tayfasını dövdüğünden bu yana günler geçmişti; tabii McGonagall’dan ceza almadan da kurtulamazdınız. Bütün günü ödül odasında kupaları cilalarken, Filch’in onlara pis pis bakıp kendisi olsaydı nasıl ceza vereceğine dair çeşitli hikâyelerini dinlemişlerdi. İşleri bitip de geri döndüklerinde ortak salonda onları bekleyen bir Hermione olmadığı için ona, derslere neden girmediğini de soramamışlardı. Ve ondan sonraki günler de öyle. Oysa şimdi durum farklıydı; Ron, şöminenin önünde rahatsız edici şekilde turlayıp Harry’i sinirlendirirken, Ginny Weasley, yatakhanedeki Hermione ile ilgileniyordu.

“Otursana, Ron. Ölmeme şu kadarcık kaldı.” Başparmağı ile işaret parmağı neredeyse birbirine değecekti ona gösterirken. Ron, kısa süre için durdu, sonra kendisini Harry’nin yanına bıraktı.

“Asıl ben öleceğim, Harry. Ginny gideli saatler oldu sanki.”

“Bana da öyle geliyor ama sakin olmalısın.”

Ancak Ron sakin olamadığı gibi parmaklarını kütürdetmeye başlamıştı. Hermione, inanılmaz bir şey yapıyordu; dersleri aksatmak. Gözleriyle görmeseler, hayatta inanmayacakları şeydi bu. Ve garip. Çok garip…

Genç Weasley, kaşlarını çattı. “Hermione’yi böyle yapan ne, Harry? Hiç anlamıyorum.”

Harry, sessiz kaldı. Sahi, neden böyle olduğundan çok Hermione’nin nesi olduğunu öğrenmeye çalışmışlardı. Onun üzgün olduğu bir gerçekti ama bunun ardında yatan sebep neydi, hiç düşünmemişlerdi. Bir şey onu üzmüştü ya da biri.

“Belki farkında olmadan onu kırmışsındır ha, Ron?”

Ron feryat etti. “NE? Derslerini asmasına neden olacak kadar ne yapmışım ki ben?!”

Harry, “Evet, tamam… Saçmalıktı bu. Affedersin.”

“Önemli değil, abi.”

“Baksana…” dedi Harry aklına bir şey gelmiş gibi. “Bu iş tam olarak ne zaman başladı, Snape’in gittiğini öğrendiğimiz gün değil mi?”

Ron, düşündü. “Şey-a evet. Neden?”

“O gün önemli sayılacak ne oldu, bir sıralayalım.”

“Biz öpüştük,” Harry o arada onaylayarak başını sallıyordu Ron konuşurken. “Sonra Snape, bizi cezaya bıraktı. Sonra ben Hermione’yi almaya giderken bayıldım-”

Tam bu noktada Harry, parmağını şıklattı. “İşte cevap!”

“Ne? Ne demek bu şimdi?”

“Sen bayıldın, cevap bu işte, Ron. Hermione, kendini feci hissediyor. Bütün suç onunmuş gibi?”

Ron’un yüzünde bir aydınlanma olurken yavaşça, “Haa…” dedi. Mesele çözülmüştü.

Merdivenlerden birinin indiğini duyduklarında Ron ayaklandı. Artık rahatlamış gözüküyordu, gidip Hermione ile konuşmak için şu anda her şeyini verirdi. Kendisi için endişeleniyordu demek, bütün suçlunun, olayı başlatanın kendisi olmasından dolayı psikolojik sorun yaşıyordu. Ginny’i görür görmez, “Sorun neymiş bulduk!” dedi. Hermione’nin bunu söylememek için neden uğraştığını hiç anlayamadı.

“Neymiş?” dedi Ginny merakla. Belli ki yine Hermione’nin ağzından laf alamamıştı. İki gün önce haberdar olmuştu onun durumundan. Ron, ona sevinçle anlatırken Harry’e sarılarak oturdu kız.

“Sanmıyorum, Ron.” dedi Ginny üzüntüyle. “Hermione hasta gibi, onu bu hale getirenin senin başına gelenlerin olması ihtimal dışı.”

Harry, Ginny’nin kollarından kurtuldu; “Ne diyorsun? Hermione o kadar kötü mü yani?”

“Evet, Harry. Bakın-”  Ginny ciddiyetle doğruldu.

Ama Ron onun sözünü kesmişti. Hiddetle sağ yumruğunu sol avucuna yapıştırdığında “Malfoy’dur!” diyordu gözlerinden ateş saçarak. Sesli düşünüyor gibiydi.

“Kesin o bir şey yaptı, Harry!”

“Hayır,” dedi Ginny onu rahatlatırcasına. “Bu benim de aklıma geldi ve sorduğumda kesin bir şekilde reddetti.”

“Tamam, işte!” dedi Ron illaki bu işte Malfoy’un parmağı varmış gibi. “Israrla ‘Malfoy değil’ diyor çünkü tehdit altında.”

“Saçmalama, Ron. Hermione o salağa pabuç bırakır mı sence?”

Harry, onaylarcasına başını salladı. “Başka bir şey bu…”

Ginny, “Ayrıca Hermione hasta gibi dediysem, öyle böyle değil yani. Beti benzi solmuş, gözaltları morumsu. Ve- ve…” kız hafiften ürperdi. “Zayıflamış gibi. En son ne zaman yedin dediğimde ağzını açmadı.”

Ron, hızla kızlar yatakhanesine çıkan merdivenlere yöneldi. Ginny’de ayağa fırlamıştı onu durdurmak için, neyse ki buna gerek yoktu çünkü Ron, basamaklara adımını atar atmaz alarm çaldı ve merdivenler düz bir yokuş oldu. Çıkması imkânsızdı.

“HERMİONE!”


Küçük evin çalışma odasından dışarıyı izliyordu. Dün gece tipide Hogsmaede’e gitmek hiç kolay olmamıştı. Neyse ki şimdi kar yağışı yavaşlamıştı da insanlar sokağa çıkabiliyordu en azından. Dışarıdan gelen çocuk kahkahaları, arada yükselip alçalmakta olan eğlenen çığlıklara dönüşüyordu. Başka bir zaman olsa kulağını tıkayacağı gibi üstüne de perdeleri çekerdi. Oysa pencereden onları izlerken kafasının dağılmasına seviniyordu, Snape. Bunu yapmazsa, sürekli onu düşünmekten saatler yıllara dönüşüyordu sanki. Camına kartopu çarpınca bir an için eğlenen çığlıklar kesildi; karda telaşla koşturan ayak sesleri vardı yalnızca. Çocuklar yanlış kişiye bulaştığını fark ederek kaçıyordu. Bu küçük evin sahibi, genelde pek ortalıkta gözükmese de, çocukların dışarıda oynadıkları gün evde olduğunda seslerini kesmeleri için tehditkârca fısıldardı. Ve bugün evindeydi o adam.

Ama Snape, kızmadı. Sadece şuanda veletler kadar olmasa da bir nebze mutlu olabilmeyi düşünüyordu. Sıkıntıyla sınav kâğıdına döndü çocuklar gidince. Seslerin kesilmesi canını sıkmıştı ilk kez. Okuması gereken bir ton kâğıt vardı ve en başta yine ‘o’ vardı. Granger. Onu düşünmemeye çalışmasına gerek yoktu, hep karşısına çıkıyordu ister istemez. Aptal bir kâğıt parçasının üstünde bile… İç çekerek durumu kabullendi; kâğıdı okumasına gerek olmasa da baktı Snape. En ufak detayına kadar… El yazısını dahi inceledi, kusursuzdu.

Güzelliği de kusursuzdu. Kokusu… Dudakları… Snape, gözlerini yumduğunu fark ederek açtı. Kâğıdın üzerine yazarken “On üzerinden dokuz.” diye mırıldandı boş eve. Evet, kusursuzdu ama hiçbir Gryffindor’lu ya iltimas geçmediğinden ona da aynı şeyi yapmak durumundaydı.  Arkasına yaslandı. Bir tane sınav kâğıdını okumak, onu hemen yormuş gibiydi gözlerini yeniden yumdu. Bu defa gördüğü şey yalnızca Granger’ın silueti değildi. Weasley de vardı, onun öpüşüne karşılık veren Weasley. Gözlerini yumduğuna pişman olduğu gibi sıkkın nefesini dışarı verdi. Lanet olasıca evden de bunalmıştı, çıkmak istedi. Hole gidip pelerinini giydiği gibi de kendini dışarı attı hızla. Belki soğuğun, ısınan kafası için faydası olurdu?

Rüzgâr esince üşümemek için kukuletasını başına çekti, çocukların gitmesi iyi olmuştu onlar açısından. Yoksa kukuletalı bir ev sahibi fikri Spinner’s Ends’e hiç yakışmazdı değil mi? Hogsmaede’e cisimlenmek üzere biraz yürüdü. İçmeyi özlemişti. Onu özlediği gibi…


Ron, Ginny tarafından sakinleştirildiğinde Harry, az sonra Ginny’i köşeye çekti.

“Onunla konuştun değil mi? Ron kızmasın diye anlatmıyorsun?”

Ginny, başını salladı. “Hayır, öyle bir şey yok. Hermione her ne saklıyorsa konuşmadı.”

Harry, sıkıntıyla nefesini üfledi. Ron’un perişan olmasını istemiyordu. Hermione’nin de. Bir yolu olmalıydı öğrenmenin…

Ginny, onun düşünceli halini görünce yanağından öptü. “Merak etme Harry, zaten şimdi McGonagall’a gideceğim. Durumu beni endişelendiriyor, Pomfrey’in de bakması lazım.”

“Tamam. Ron’la sen burada bekle, ben söylerim.”


Ateşviskisi’nin yakıcı tadı boğazından geçerken gözlerini yeniden yumdu ve karanlıkta onları gördü Snape. Weasley ve Granger. Öpüşüyorlardı.

“Bir tane daha?” diye böldü Rosmerta. Karanlık dağıldığında onun gülümseyen yüzü bir içki daha alıp almayacağını soruyordu.

Snape, başını sallayarak “Evet,” dedi.

“Seni buralarda görsem inanmam, Severus. Favorin Domuz Kafası sanıyordum?”

“Ah, seni kim yanılttı bilmem. Burada güzel Rosmerta dururken keçi kokulu Aberfoth’u ne yapayım?”

Rosmerta, bu iltifata güldü yeni Ateşviskisi’ni verirken. “Çok tatlısın, canım. Hazır ondan bahsetmişken, Dumbledore nasıl?”

“Çok iyi. Senden haber alacak olması onu sevindirir herhalde, kendisi Noel öncesi buraya uğrayacaktı.”

“Ah, demek öyle… O halde söylediğin iyi oldu, az kalsın son fıçı kaymakbirasını açacaktım aşağıda.”

O sırada biri Rosmerta’ya seslenince kadın gitmek zorunda kaldı. “Afiyet olsun, Severus. Sana sonra döneceğim.”

Snape, gülümsedi. “Acele etme.”

Taze içkiyi yudumladı ve yeniden karanlıkta buldu kendisini. Weasley’le Granger’da kalmıştı. Öpüşüyorlarken son derece masumlardı. Kıskandırmak için yapmıştı bunu Granger, biliyordu. Onca zaman “Seninle olmak istiyorum,” diyen bir kıza direnirseniz karşılaşacağınız tepki böyle olurdu işte. Kıskandırma yollarıyla adamın aklını başından almak. İkna için, tehlikeli bir yol. Dersin ortasında yapmış olması ise çıldırtıcıydı… Onca öğrencinin içinde, ona bir şey diyememek… Yüz elli puan kırmak bile gerilen sinirlerini yatıştıramamıştı.

Gözlerini açtı ve içkiyi yudumladı. Belki de böylesi daha iyiydi. Granger ve Weasley, ideal çift. Okulda Granger’la adı çıkmasındansa Weasley’in çıksın daha iyiydi. Böylelikle birbirlerinden uzak ve unutmak için daha kolay yol olurdu. Sırf bu yüzden, Weasley’nin hafızasından o öpücük kısmını silmemişti. Bunu yapmamak için kendini zor tuttuysa da mecburdu.

“Senin için mecburum.” dedi Snape.


İki gün sonra…

Ginny, McGonagall’ı çağıralı iki gün olmuştu. McGonagall, Hermione’yi o halde görünce önce feryat etmiş, sonra azarlayarak onu sedyede hastane kanadına götürmüştü Ginny’nin söylediğine bakılırsa. Şimdi hastane kanadında, Pomfrey’le güvendeydi. Ron ise defalarca onun yanına gitmek için fırsat kollasa da en sonunda hastane kanadının kilitli kapısıyla karşılaşmıştı. Ziyaretçi yasak, diyordu Pomfrey. Hermione’nin durumu Dumbledore’un kulağına da gitmişti hemen. Zaten, Noel yaklaşırken kimse hasta olmamaya gayret ederken Hermione’nin bunu yapması, hastane kanadında yalnız başına kalmasına ve Dumbledore’un durumdan daha çabuk haberdar olmasına neden olmuştu. Yarın, Noel’di.

Hastane kanadının kapısı açıldı ve günlük sorgu için Minerva McGonagall, azametle içeri girdi. Gözlüğünün ardındaki gri gözleri ve onu çevreleyen çizgileri, çatık kaşlarıyla onu ürkütücü yapıyordu. Pomfrey’i görünce ifadesi düzeldi. Koskoca yatakhanede tek başına yatan Hermione’deydi bakışları.

“O nasıl, Poppy?”

Madam Pomfrey, başını sıkıntıyla iki yana sallarken tedirgin bakışlarını kaçırdı. Önlüğünü hafiften sıkıyordu. “Ne kadar bağırıp çağırsam da bir şey yemiyor, çok inatçı. Ancak su içmeyi kabul ediyor, bu yüzden suyuna birkaç damla yatıştırıcı koyuyorum. Böylece bir iki lokma yemesi için ikna edebiliyorum. Düzelecek, en geç iki gün içinde.”

“Ah, bu iyi… Pekâlâ, ben Albus’a haber vereyim. En sevdiği öğrencilerinden biri için gerçekten üzülüyor. Weasley, kapının önünde. Onu içeri alma sakın.”

Pomfrey, kapıya baktı. Gerçekten de içeri giremese bile dışarıda onu bekliyordu Ron Weasley. Hermione’yi uzaktan da olsa gördüğüne sevinmiş gibiydi.

“Merak etmeyin.” Hermione’nin yanına giderken Minerva McGonagall’da çıktı.

Yarı baygın halde uyuyan genç kızın alnına elini koydu Pomfrey. Biraz daha iyiydi.

“Dediğin gibi, Granger. Hamile olduğunu ona dahi söylemedim.”

Yarı baygın Hermione’nin kuru dudakları aralandı. Sesi fısıltılıydı, “Size güvenebileceğimi biliyordum…”


1 Yorum

Filed under Aşk Acıtır | Snamione

One response to “4.Bölüm: Gizli Bir Şey

Yorumunuzu Alalım...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s