1.Bölüm: Ökseotu


Noel yaklaşıyordu.

“Ökseotu…” diye mırıldandı genç kız, başı üzerinde peydahlanan ot yığınını görmezden gelerek. Yanaklarını al basmıştı.

Kıkırtılar etrafını sarmaya başladığında iki yanında oturmakta olan en yakın arkadaşları da durumu fark etmişti. Bu iki erkek arkadaşı; Kuzgun karası saçları dağınık, yeşil gözlerinin güzelliğini gizleyen yuvarlak çerçeveli gözlüğüyle yakışıklı, bu derste bulunmaktan ölümüne nefret ediyor gibi görünen Harry Potter’dı. Diğeri, yanaklarında hafiften çilleri ve farklı olduğunu haykıran kızıl saçlarıyla Ronald Weasley’di. Bir kız kardeşi ve beş tane ağabeyi vardı, en küçük erkek çocuğu olmanın verdiği dezavantajları ona baktığınızda anlayabilirdiniz. Harry’nin yanında elden düşme gibi görünüyordu ama bunlara aldırıyor gibi değildi hiç. Ron, hayatından ve arkadaşlarından memnundu.

İki genç erkek, sınıfta baş gösteren kıkırtıların sebebini sorarcasına kıza baktıysa da ondan cevap namına bir şey duymadılar. Çünkü utançtan pancar kesilmişti ve sınıfın giderek artan kıkırtıları da onu daha iyi yapmıyordu. Harry ve Ron, onun kızarmış yüzünü kabarık saçları yüzünden fark etmemişlerdi ki, Hermione Granger ilk kez saçlarına şükretti. Yine de henüz ucuz atlatmış değildi.
Yeraltında olmasından kaynaklanan sınıfın; soğuk, loş ortamında dolaşarak ders anlatan Profesör’ün bu kahrolası ot yığınını gördüğü an işinin bitik olduğunu bilmesinde değildi sebep. Hermione, her zamanki soğukkanlılığını koruyamıyordu artık ama bir yolunu bulurdu, bulmalıydı.

Ökseotunu bir yok edebilse…

Fakat sınıfta o izin vermediği sürece asa sallamak yasaktı. Bunu yaptığı an, ezeli düşmanları tarafından anında ispiyonlanacağına hiç şüphesi yoktu kızın. Fakat yok etmezse… Olacakları düşünemiyordu bile. Ceza almaktan korktuğu için değildi endişesi. Sadece… Yenilmek istemiyordu, zayıf görünmek hele hiç. Sevdiği insana olan hislerini lanet olası bir otla ifade etmek ona göre değildi.
Masumca yanında oturan Ron’a bir bakış atarken bir gün bunu yaptığına pişman olacağını biliyordu. Az sonra kızın kendisine baktığını fark eden kızıl saçlı genç adam, yerinde rahatsızca kıpırdanarak kıkırdayan ve fısıltıyla konuşan sınıfa göz gezdirdi. Sonra da Hermione’nin tepesinde biten beyaz çiçeklerle donatılmış yeşil ota…

Ron Weasley, dehşetle soluğunu tuttu. Ağzı yarı açık, donakalmış halde genç kıza bakıyor, bir şeyler söylemek istiyorduysa da deli gibi atan kalbi buna izin vermiyordu. Kıkırtılara neden olan şeyin kaynağını çoktandır fark etmiş olan İksir dersi Profesörü de oraya doğru sessizce yol alırken, Hermione başını sallayarak
“Evet,” dedi Ron’a. “Seni seviyorum.”

Profesör, aniden durdu. Ve tam o anda iki aşık, dudaklarını birleştirerek, Profesör’ün yapamadığını yaparak sınıfta mutlak sessizliği sağladı.

Ron’un boynunu kavrayan genç kız, onu ağır ama şehvetle öpüyordu. Ron ise bundan aldığı zevk ve şaşkınlıkla kızın bedenini kendisine çekerek ateşli karşılıklar veriyordu. Onlara bakmakta olan en yakın arkadaşları Harry’nin yuvarlak gözlüklerinin ardındaki çağla yeşili gözler, ömründe hiç olmadığı boyutlara gelmiş, olan biteni izliyordu ağzı açık, şok içinde.

Sonunda nerede olduklarını hatırlayan ilk Ron oldu birkaç saniye geçince. İsteksizce Hermione’den ıslak dudaklarını ayırarak vişne çürüğüne dönmüş suratını sergiledi ki, Hermione artık öyle değildi; mutlu ve rahatlamış gözüküyordu.

Sınıftaki mutlak sessizliği, arka sıralardan gelen ses bozdu nihayet. Sesin sahibi, birkaç dakika önce kıkırtıları ve fısıltıları başlatan Draco Malfoy’du.

“Uh,” dedi Malfoy sesinde tiksinmişlikle. “İğrenç.”

Onun konuşmasıyla kendisine gelen İksir Profesörü Severus Snape, her zamankinden daha ölümcül sesiyle yeniden başlamakta olan şaşkın fısıltıları bıçak gibi kesti.

“Bu ne terbiyesizlik.”

Kalın ama bir o kadar da yumuşak sesin sahibini hiç bu kadar kızgın görmemişlerdi. Gerçekten kızgındı. Hermione ve Ron’un bulunduğu sıraya iyice yaklaştı.

“Ne cüretle dersin ortasında -ben varken- böyle serserilik yapabiliyorsunuz!”

Ardına dönerken kara cüppesini hızla geri atıp, cüppesi kadar siyah saçlarının savrulmasına neden oldu. Aynı anda Hermione, nefesini tuttu. Hala başının üzerinde durmakta olan ot, iyice kabarmıştı.

Snape, masasının üstüne eğilmiş vaziyette bir parça parşömene bir şeyler karaladı. Sonra doğrularak hızla rulo yaptığı gibi mühürleyip, en yakınında oturan ürkmüş öğrenciye uzattı;

“Profesör McGonagall’a ilet. Hemen.”

Kömür karası gözleri de sesi kadar ölümcüldü emri verirken. Ron, öpücükten pişman değildi ama Snape’ten de korkulurdu. Hermione’ye cesaret verircesine elini tuttu fakat genç kız, öğretmenlerinden korkmadığı gibi ökseotunun kabarmaya devam etmesine neden oluyordu.

Snape, ota şöyle bir bakıp, “Gryffindor’dan yüz elli puan.” dedi duygusuzca. Ses tonundan yatışıp yatışmadığı belli değildi.

“Ve umarım, Bayan Granger, erkek arkadaşınızı benim sınıfımda edepsizce öpmeden önce bunu en az yüz elli kere düşünürsünüz.”

Harry’nin şokla büyüyen gözleri normal boyutlarına dönerken bir inilti koyverdi. Snape de hiçbir şey olmamış gibi derse devam etmelerini söylüyordu o sırada. Konuşmak yasak, demişti. Aksi halde puan kırmaktan daha kötü şeylerin de olduğunu ve bunları üzerlerinde uygulamaktan çekinmeyeceğini garanti etti. Harry, homurdanarak teneffüs zilini beklemeye koyulduğunda meraktan ölüyordu. Yüz elli puan ha!

Hermione çıldırmış olmalıydı…


Nihayet kurtuluşun sesi koridorlarda çınladığında eşyalarını toplayıp sınıftan çıkmaya davranıyorlardı ki,  Snape, “Siz kalın,” dedi. Harry’nin durduğunu görünce de sıkıntıyla baktı, “Sen değil, Potter. Kendini fazla önemsememeyi öğren.”

Harry, alçak sesle küfrederek çantasını omzuna asıp çıktı gitti.

“Sen Weasley, derhal McGonagall’ın yanına. Sana vermesi gereken bir cezası var.”

Ron, bunu umursamayarak Hermione’ye baktı.

“O benimle kalıyor ne yazık ki.” diye açıkladı İksir ustası. “Şansa bakın ki, o kadar da acımasız değilmişim,” alayla ince dudağını büktü. “Böyle bir durumda, bina başkanınız ben olmadığım halde her ikinize de benim ceza vermem gerekir ama buna en az benim kadar bina başkanınız Minerva McGonagall’ın da hakkı olduğunu düşünerek, yalnızca birinize ceza vermeyi uygun gördüm.”

Ron da aynı alaycılıkla karşı çıktı hemen. Geniş eli, Hermione’nin elini sıkıca tutuyordu çekinmeden.

“Neden Hermione? Düşündüm de yer değiştirmemizin bir sakıncası yok.”

“Çok düşüncelisin, Weasley. Ne yazık ki bu kabul edilemez çünkü benim sınıfımda bu edepsiz olayı başlatan kişi, hiç kuşkusuz Granger’dı-”
Ron’un itiraz etmek için ağzını açtığını görünce hızla son noktayı koydu, “ve benimle cezaya kalacak, şimdi defol.

Genç çocuk, yumruğunu sıkıp olduğu yerde dururken gözlerinden ateşler saçarak Snape’e baktı birkaç saniye boyunca. Fakat Hermione’nin yalvaran bakışlarına dayanamayarak işi uzatmadan Harry’nin yaptığı gibi alçak sesle mırıldanarak koridora çıktı ve sesi koridordan uzaklaşana dek Hermione ile Snape, sessizce bekledi.
Snape, ona bakmıyordu artık. Masasının arkasına geçip oturdu.

“İyi denemeydi Bayan Granger ama bakın, ne oldu? Çabalarınız sonuç vermediği gibi binanıza yüz elli puan kaybettirmekle kalmayıp, gereksiz cezalar aldınız. Tüm bunlar olmadan önce, sahiden de akıllı olduğunuzu düşünüyordum. Neredeyse.”

O sırada bir kazanın düşmesi boş sınıfta çınladı. Snape ve Hermione, hızla sesin geldiği yöne baktıklarında biraz ürkmüş görünüyorlardı. Ancak, sıranın altından düşen kazanını alan Neville Longbottom onlardan daha çok ürkmüş gibiydi. Beti benzi atmış halde ağzını açıp özür dilemeye çalışırken kitaplarını boş kazanına rastgele atıp sınıftan biran önce çıkmaya baktı. Ancak titreyen elleri işini yavaşlatıyordu. Snape, gözlerini devirirken tısladı.

“Acele et, Lonbottom. Yoksa sen de benimle cezaya mı kalmak istiyorsun.”

Ne var ki Neville, ölse de istemezdi bunu. Kekelerken Hermione, acıyarak yardımına koştu kitaplarını çabucak toplaması için. Zar zor Hermione’ye teşekkür ettikten sonra da kazanını tangırdata tangırdata sınıftan uzaklaştı. Sonunda yalnız kaldıklarında Snape, duygusuzca Hermione’ye cezasını söyledi.

“Masaları temizlemekle işe başlarsan çok iyi edersin ve hızlı ol. Yoksa diğer işlerine yetişemeyip bütün geceyi burada geçirebilirsin. Ve tabii asa kullanmamanı söylememe gerek yok? Nasılsa Muggle işlerine yabancı değilsin.”

Hermione, şaşkındı. Ondan beklediği tepki bu değildi, hem de hiç. Bağırmasını, nasıl böyle aptalca bir şey yapmaya kalkışıp Weasley’i öpebildiğini haykırmasını beklemişti. Oysa sıradan bir öğretmenmiş gibi işini yapmasını söylüyordu. Mesafeli şekilde, sizli bizli… Yüreği sıkışarak masalara döndü, içinden toplamak gelmiyordu genç kızın.

O zaman yapma. dedi beynindeki ses.

Ve Hermione, az önce eline aldığı henüz kirlenmemiş bezi masaya fırlatıp Snape’nin yanına gitti. Tam önünde durduğunda soluk soluğaydı çünkü o böcek karası gözler kendisine bakmaktaydı. Onun soluk yüzüne, öpülesi ince dudaklarına baktıkça vücudu küçük titreşimlerle sinyal veriyordu.

“Bir şey mi oldu Bayan Granger?”

Bir de sesi…

Sesinin tınısı genç kızı cezbediyordu.  Zorlukla nefes alırken, konuşmayı başardı;

“Numara yapmayı kes.”

Ellerini masanın kenarına dayayıp, Snape’e doğru eğildi kız. “Benim seni öpmemi istediğim kadar, beni öpmek istediğini biliyorum!”

Severus Snape’nin yerinde başka bir öğretmen olsaydı, bir kız öğrenciden gelen bu tepkiye fazlasıyla şaşırırdı ama Snape, şaşırmış gibi gözükmüyordu hiç. Sadece Hermione’nin daha da titremesine neden olacak şekilde dudaklarını bükerek güldü. Çok eğleniyor gibiydi. Kısa süre sonra gülmeyi kesti ve doğrularak Granger’a eğildi o da. Kızın dudaklarını siliyordu zarif parmaklarıyla.

“Weasley tadı bulaşmış dudaklarını mı öpeceğim, Granger?”

Soluk eller yanaklarına değdiğinde artık titremesi belirgin hale gelmişti. Masaya dayanan elleri uyuşmuş, kolları hafifçe sarsılıyordu. Nefes alamaz olmuştu adeta. Söylenenleri tam duyduğunu da sanmıyordu çünkü o an için dış dünya ile olan bağı kopmuştu sanki. Sadece sarsılmıştı… Ve onu öpme dürtüsü şiddetlenirken vücut titreşimleri resmen alarm vermekteydi. Burası biraz sıcakladı galiba diye düşünürken de zihni kıkırdadı.

Bu zindan mı sıcaklayacak?

“Lütfen, bunu önemsediğini söyleme bana.” Sesi minik bir kız çocuğu gibi gelmişti kendi kulaklarına. Çok mu çaresizdi ne?

“Önemsiyorum, çünkü seni seviyorum-” Hermione titremesini durduramıyordu… “ve kızdım. Hem de çok, cezayı hak ediyorsun. Bir Profesörü baştan çıkardığın için.”

Soluk eller yanaklarında değildi artık. Hermione, yumulu gözlerini açarak masaya dayadığı ellerinden birini yumruk yapıp gürültüyle vurdu. Avaz avaz bağırıyordu;

“Lanet olsun! Niyetim seni baştan çıkarmak mı sanıyorsun sen?! Seni seviyorum. Tek yaptığım bu, kahrolası!”

“Galiba anlamak istemiyorsun.” Snape, masanın gerisinde ayağa kalkarken tahta sandalyesi gıcırdadı.

Sesi dersteki sesine benzemiyordu şimdi. Sanki acı çeken ya da aşık olmuş biri gibiydi.

“Bu yaptığın yanlış, Granger. Neden yaşıtlarınla eğlenmiyorsun?”

Neredeyse burun burunalardı. Hermione, ağlamak istedi. Onu seviyordu ama aynı zamanda Harry ve Ron’u da kaybetmek istemiyordu. Snape’nin ise kaybedecek hiçbir şeyi yoktu. Birden bire onu kıskandı genç kız.

Onun sorunları yoktu.

İtibar mı? Snape, Hogwarts’taki itibarını kaybetmekten korkmuyordu. İksirdeki ustalığı ve Karanlık Sanatlardaki bilgisine bakılırsa bir yolunu bulur, yine itibar kazanırdı. Ya kendisi?

“Harry ve Ron. Onlar benim için önemli ama sen de önemlisin. Bir yolu olmalı…”

Aralarındaki mesafenin minimum olmasından istifade ederek rahatça sarıldı. Aslında onunla yalnız olduğu zamanlar -ki bu çok enderdi- hep rahattı. Artık vücudu öpmek ya da öpülmek için titremiyor veya kasılmıyordu. Kollarında olmak bile yeterliydi. Ancak solgun eller, onun ne istediğini çoktandır biliyormuşçasına genç kızın, göğsüne yaslanmış çenesini hafifçe kaldırdı. Uzun zamandır beklediği şey gerçekleşmek üzereyken kalp atışlarının şiddetine engel olamıyordu kız. Soluk alışları hızlanırken ince dudaklar, dudaklarına kapanarak onu sakinleştirdi.

Hermione, gözlerini yumduğunda bambaşka bir dünyadaydı artık. Bu adamın öpüşü ne tatlıydı! Adeta çıldıracaktı, hatta bir an için gerçekten çıldırıp onun üzerine hayvanice saldırmayı istedi. Ama Snape, onu ustaca kontrol ederken bu pek mümkün değildi. Öpüşün bitmesinden korkarcasına Snape’in belini tutan ellerini gevşeterek onun boynunu kavradı Ron’a yaptığı gibi. Bunu sonsuza dek sürdürebilmeyi isterdi…

Hermione, şiddetle öpüşü kesti.

Ron’ yaptığın gibi ha?… İki dostun uğruna sonsuza dek, Severus’la olmak? Bunu yapamazsın, büyük hata olur Jean Hermione Granger! diye haykırdı genç kızın beyninin gerisinden bir ses.

O sırada Hermione’nin aniden öpüşmeyi kesmesini beklemeyen Snape, özür dilercesine şaşkındı ki dili gerçekten de özür dilemeye niyetlenirken genç kız Snape’in dudaklarına elini değdirerek bu çabayı durdurdu.

“Bölmek istememiştim,” dedi Hermione. “Sadece…” ama lafın gerisini tamamlayamıyordu. Snape, genç kızı şaşırtarak ona yardımcı oldu.

“Sadece korkuların seni ele geçirdi?”

Hermione, üzüntüyle başını sallarken orta yaşlı Profesör, derin soluk verdi. İnce dudaklar gerilerek sıkıca kapandı. Siyah saçlarını geriye savurdu sıkıntıyla.

“Öyleyse korkuların gerçekleşmeden buna bir son vermelisin.” Arkasını dönmek için hamle yaptı ama küçük el, onu sertçe durdurdu hemen.

“Hayır, bitmesini istemiyorum! Sürdürmeyi istiyorum ama-” Kız yutkundu. Kendini toparladığında yüzü gülümsemeyle aydınlanmıştı artık. “ama daha farklı boyutta…”

Onun ne demek istediğini anlamaya çalışan Snape’nin kaşları çatıldı. Giderek çatık kaşları düzelirken, dudağı şaşkınlıkla bükülmeye başlıyordu. Sonunda Snape,
“Sen… Ciddi olamazsın, değil mi Granger?” dedi. Sesinde, karşı tarafın aptal olup olmadığını kontrol eden bir ton vardı sanki. Ancak Hermione, ona aldırış etmedi; gülümsemeyle başını sallıyordu.

“Ciddiyim. Senin olmak istiyorum.”

Snape’nin yüzündeki şaşkınlık uçtu. Sesi kalınlaşmıştı.

“Potter ve Weasley’nin senin için önemli olduğunu sanıyordum?”

“Öyleler de. Ama seni-”

Snape, arkasını döndü. Sağ elini parlak saçlarından geçirirken masasının önünde aşağı yukarı yürümekteydi.

“Olmaz. Eğer akıllı olduğunu bana ispatlamak istiyorsan bunu yapma.”

Hermione, sabrı taşmış şekilde ellerini iki yanına açıp pat diye indirdi.

“Biliyor musun, nedense sana açıklama yapmak mecburiyetinde olduğumu sanmıyorum. Şimdiye kadar hep uslu davrandım, sanırım hayatımda bir kez olsun yaramazlık yapma hakkına sahibim-”

Snape, alayla onu bölecekken inanılmaz bir şey yaptı. Okul kazağını çıkarıp, vücudunu saran beyaz gömleği yırttı. Onun, Harry ve Ron’la yaptığı akıl almaz yaramazlıklardan bahsedeceğini biliyordu, umurunda da değildi. Hem onlar başkaydı, bambaşka… Onca kuralı ihlal etmelerinin tek sebebi Harry’nin hayatının söz konusu olmasıydı. Şimdi ise çok farklı bir şey söz konusu idi. Kendisi… Ve kendi hakkındaki kararına da kendi verirdi.

Heyecan ve sinirle hızla inip kalkan göğüslerini beyaz bir sutyen sıkıştırıyordu. Bu görüntü Severus Snape’i sinirlendirdi. Kıza doğru adım atarken ona vuracakmış gibiydi ama aynı zamanda bastırılmış cinsel dürtülerinin aniden alevlenmesine de neden olmuştu. Hermione, dibinde durmakta olan adamın gözlerine bakmak için başını geriye atmıştı hafifçe. İkisi de soluk soluğaydılar…

Snape, “Bunu yapmamalıydın…” dedi sesini olabildiğince sert tutmaya çalışarak. Ama başaramadı ve genç kızın belini kavrayıp hızla kendisine çekti, bir atılışta da onu kucağına aldığında üzeri çeşitli sıvılar, cam şişeler ve kazanlarla dolu bir sırayı, üzerindekileri yıkarak temizledi;

Snamione Hikayeleri

Genç kızdan yaşça büyük Profesör Snape, çilek tadındaki dudakları, dudaklarına sertçe bastırarak öptü. Geri çekildiğinde Hermione, metrelerce koşmuş gibi soluk soluğa kalmıştı. Severus’un gözleri karardı. “Bunu yapmamalısın, Granger. Fazla gençsin, çok genç… Bedelleri biliyorsun.”

“Umurumda değil,” diye itiraz etti Hermione oturduğu sıradan. Üstü hala çıplaktı.  “Ne istediğimi biliyorum ve her türlü riski almaya hazırım.” Hermione bekâretini kaybetmeye korkuyor gibi değildi hiç. “Seni seviyorum, önemli olan bu. Ama sanırım sen aynı şeyi-”

“Hayır, aynı şeyi ben de hissediyorum. Sadece senin için fazla yaşlıyım, benimle olarak bütün iyi şeylere veda etmeni istemiyorum. Beklenebilir, Granger. Sadece bir yıl daha. Olanlar öğrenilirse…”

Kız başını salladı iki yana. “Kimse öğrenmeyecek. Buna izin verir miyim sanıyorsun?” Kendinden emindi.

“Elbette hayır,” diye dudağını büktü Snape. “Asıl önemli noktayı göremiyor musun, aptal kız. Demek istediğim, ben kendimi umursamıyorum bile ama seni umursuyorum ve bu yüz-”

“Korkuyorsun.”

“Hayır.” dedi kızgın ses.

“O zaman benim için endişelenme.” dedi genç kız acıyla. “Artık dayanamıyorum…”

“Bu hiç etik değil.” diye başını salladı Profesör. Ama Hermione’nin kendinden emin olduğunu görebiliyordu ve görünüşe göre artık onu ikna etmek kolay olmayacaktı. Gerçekten istiyordu. Gözlerinde gördü bunu.
Hermione konuşmamıştı, sadece gözlerindeki eda, masum bir tavşanın ölmemek için yalvaran gözleri gibiydi.

“Pekâlâ,” dedi Snape ve onu sıraya yatırdı hızla.


Ron, bitkinlikle ortak salona çıkan merdiveni arşınlıyordu. Büyük ayakları ağır ağır basamaklara sürtünüp laplarken koridorlarda tekinsizce yankı yaptı. Son basamağı da çıktıktan sonra esnedi ve uyuklayan Şişman Hanım’ı rahatsız etti istemeye istemeye;

“Fışırdayan Vızvız.”

Şişman Hanım, yerinde sıçrayarak uykulu göz kapaklarını araladı. “Tanrı aşkına, siz hiç uslu durmaz mısınız?”
Ron’a söylenirken daha da şişmişti sanki. Genç adam oflayarak McGonagall’dan sonra bir de onu çekemeyeceğini ve şöleni kaçırdığı için aç olduğunu, çenesini kapamazsa uğursuzluk büyüsü yapacağını söyledi ve somurtan suratıyla dar delikten eğilerek geçti.  Salona baktığında tam karşısında Harry, onu beklemekteydi sabırsızlıkla. Kırmızı koltuktan heyecanla kalktı; “Ron!”

Yeşil gözlerindeki ifade meraktan öldüğünü söylüyordu. “Nerede kaldınız ya, şölende gelirsiniz sandım.”

“Ya tabii… McGonagall’da beni bırakırdı.”

Harry, anlayışla başını sallarken şölenden bir şeyler aşırdığını söyledi Ron’a.

“Gelmediniz diye aldım, epey acıkmış olmalısın.”

Ron’un gözleri kırmızı koltuğun önündeki küçük ama leziz yiyecekler topluluğuna bakarken dünyanın en mutlu çocuğuydu sanki. Ağzı açık, sehpaya yaklaştı. Harry gülümsüyordu. Ama Ron tam muffini ağzına tıkacakken durup etrafına bakındı;  Kızıl kaşları sorarcasına çatıktı.

“Hey, Hermione gelmedi mi?”

Harry’nin gülümsemesi dondu. “Şey. Yatakhanesine çıktı demeyi isterdim ama… Hayır, gelmedi.”

Ron, zil çalan karnını susturmayı reddederek muffini gerisin geri, atarcasına bıraktı.

“Ne demeye çalışıyorsun, bu saate kadar hala Snape’nin odasında mı yani?” Yüzü ekşimişti. “Lanet herif!”

“Merak etme gelir belki. Sen biraz atıştırsana Ron, suratın sapsarı.”

Hakikaten de Ron Weasley’nin yüzünde hiç renk kalmamıştı. Belki gerçekten de aç olmasındandı ama biraz da Harry’den duyduklarının etkisi vardı sanki. Arkadaşı onu tutup hafifçe sarstığında Ron, turuncu kirpiklerini kırpıştırdı düşlerden sıyrılırcasına. Sonra bir şey hatırlamış gibi kaşlarını çatarak, hayatında ilk kez

“Yiyeceklerin canı cehenneme, dostum.” dedi ve hızla Ortak Salondan çıktı. Harry onun peşinden gitmek için harekete geçti hemen. Ron, başına yeni bela almamalıydı.

Portreden çıktığında Şişman Hanım, Ron’u, madem çıkacaktıysa niye geldiğine dair azarlıyordu. Ron bıkkınlıkla gözlerini devirirken Harry’i gördü.

“Hey, senin gelmene gerek yok, Harry.”

“Olmaz. Gelmemi istemiyorsan içeri geç.”

“Hayır. Hermione’ye bakmak istiyorum, sen içeri geç asıl. Snape’le cezaya kalmak istemezsin değil mi?”

Ron sırıttı. Harry’nin en zayıf noktasından vurmuştu, tabii ki istemezdi. Kim isterdi ki?

“Sen kazandın.” dedi Harry süngüsü düşmüş halde. Snape’i görmeye dair en ufak isteği yoktu. Ortak Salona yeniden girmeden önce Ron’a “Dikkatli ol.” dedi. Genç Weasley başını salladı gülümseyerek. Sonra Harry parolayı söyleyerek Ortak Salonun rahat ortamına gitti.

Ron Weasley, zindanlara giden basamakları inerken, ardından sitem eden Şişman Hanımı duymuyordu bile.

“Ah siz Gryffindor’lular… Umarım başınız adamakıllı belaya girer.”


Bu soğuk zindanda dudağına değdirdiği genç beden alev gibi yanıyordu. Snape, öpüşlerini hızlandırarak kızın göbek deliğinden yukarı doğru çıkıyordu. Hermione, acemi olduğunu belli edecek hiçbir hareket yapmazken vücuduna değen dudakları hissetmeye çalışıyor ve bunun ürpertisiyle inliyordu sadece. Henüz asıl olaya gelmemişlerdi, Severus işi ağırdan alıyordu çünkü Hermione’nin korktuğunu hissetmişti. Yüzleri buluştuğunda Snape, “Bu hiç etik değil,” dedi ısrarla. Son bir kez daha ikna için çabaladı. Ona bunu yapmamakta kararlıydı. Hermione için fazlasıyla yaşlıydı çünkü. Henüz altıncı sınıfa giden genç bir kız. Çok genç…

Ama Hermione, çoktandır tuğla duvarını örmüştü;

“Bir kadın olduğumu göremiyor musun, Sev? Artık ‘genç kız’ dan da öteyim, benim için endişelenmeyi bırak lütfen.”

“Yanılıyorsun. Henüz reşit değilsin ve bir ailen var, Granger. Kendini düşünmüyorsan onları düşün.”

Snape, kendi yaşlarında Muggle anne-babayı gözünde canlandırırken kendinden tiksindi. Hermione, bunu fark etmişti.

“Lanet olsun, bunların hiçbir önemi yok, sadece seni seviyorum. Bunu düşün tamam mı? Lütfen… Lütfen daha fazla acı çektirme… Seni seviyorum, seni seviyorum, seni-”

Snape, onu susturmak için öpmek zorunda kaldı. Aptal kız, hiç uslanmayacaktı. Yaramazdı. O düzgün, akıllı –zehir gibi akıllı hem de- görünüşünün ardında yatan yaramaz kızı görebiliyordu. Onu hissetmişti ve istediğini almadan asla uslanmayacaktı. İlk kere, ikna kabiliyeti onun üzerinde etkili olmamıştı Snape’in. Buna kızmış mıydı bilmiyordu, bildiği tek şey Hermione’nin canının adamakıllı yanacağıydı. Ve Snape, onun eteğini sıyırırken Hermione masumca sırıtırken her şeyden bihaberdi.


Ron, iksir sınıfına giden koridorda yürürken ayak sesleri yankı yapıyordu yine. Kimseler yoktu. Sınıfın kapısına geldiğinde kapı koluna uzanmaktaydı ama içeriden gelen garip sesler vardı; dayanamayıp kulağını kapıya dayadı. Annesi burada olsaydı, kulaklarını kızarana kadar tutup, “Kapı dinlemek çok ayıp, Ronald!” diye gürlerdi herhalde. Eh, iki yaramaz ağabeyiniz varsa, bunu yapmayarak saygısızlık etmiş olurdunuz onlara. Ron, aklına onlar gelince sırıttı. Keşke okuldan kaçmasalardı. Ama hemen gülümsemesi soldu ve beynindeki Fred-George görüntüsü silindi. Çünkü Hermione’ye bir şey olmuştu.

Ron, onun çığlık atar gibi bir ses çıkardığını duyduğunu sandı önce. Sonra doğru duyduğunu kanıtlarcasına yeni bir inildeme ve kırılan cam sesleri…

O adam, Hermione’ye zarar veriyordu.

Ron’un kalbi gümledi. Adi herif, diyordu düşünceleri. Kim bilir hangi saçma salak nedenden dolayı Hermione’ye bulanık muamalesi yaparak bir tarafına vurmuştu! O bir Ölüm Yiyendi, biliyordu bunu, Harry de biliyordu. Öfkeyle kapının koluna davrandı ama açılmadı. Kilitliydi. Asasını bir hamlede çıkarıp, “Alahomora!” dedi.

6 Yorum

Filed under Aşk Acıtır | Snamione

6 responses to “1.Bölüm: Ökseotu

  1. ronald weasley

    gerçekten çok heyecanlı bir hikayeee

  2. Teşekkürler, gelecek bölümler daha heyecanlandırıcı olacak :))

  3. Ela

    Bu hikayeyi yazan bir erkek mi? :)

  4. Anonim

    Pornografik sınırlarda olmuş ama fena değil :-)

  5. Soluğumu tutarak okudum bölümü.

Yorumunuzu Alalım...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s