Tag Archives: Harry Potter Aşk Hikayeleri

Sahte Evlilik | Alternatif Son


Alternatif Final

İşittiği her kelimede şaşkınlığı çığ gibi büyümüştü. Gittiğinden beri her şeyin nasıl bu kadar değişebildiğine inanamıyordu. Onun taşındığını öğrenmek hiçbir şeydi. O, karnında çocuklarıyla, karşısında konuşan bu kadının sevdiği adamla evlenmişti. Evlenmişti!
Evet, sahte bir evlilikti ama eğer hızlı davranmazsa bunun gerçek olmayacağını garanti edemezdi. Başta gerçekten evlendiğini sandığında, her şeyin bittiğini düşünmüştü genç adam. Hiç şansının olmadığını…

“Hala bir şansın var.” dedi Meredith. Sonra düzeltti. “Şansımız.”

Bu şansı nasıl kullanacağını bilmiyordu, William. “Nasıl yapacağım?” dedi umutsuzca.

“Buraya ne yapmak için gelmiştin?”

“Ben, Ginny’le konuşmak istemiştim. Geri dönmek ve özür dilemek için…”

“İşte bunu yapacaksın.”

“Ya beni kabul etmezse, ya hiç-”

“Senin sorunun umurumda değil. Sadece bunu yapmak zorundasın. Çünkü ben, Severus’u geri istiyorum, anladın mı? Bütün bunlar senin yüzünden!”

“Ben… Ben… Yapa-” ama konuşması anında kesintiye uğradı çünkü sağlam tokat yemişti. Çıkan ses havada şaklayan kırbaç gibiydi. Sarsılırken acıyan yanağını tuttu genç adam.

“Yapacaksın. Sakın bir daha korkaklık edeyim deme.”

*

Keşke üzerine gitmeseydi. Bazen hamile kadınların duygularının daha hassas olabileceğini unutuyordu. Kucağında, baygınlık geçiren Ginny’i yukarıdaki yatak odasına kadar çıkarırken biraz zorlanmıştı. Onu dikkatle yatağına yatırmayı başardığında rahat uyuyabilmesi için ayaklarının altına yastık yoktu, sonra başını düzgün bir açıyla destekledi ve üzerini örtüp geri çekildi. Uyumak için kendi odasına gidebilirdi ama nedense yanı başına oturdu ve onu izlemeye başladı. Çünkü artık ona bakarken aklına Lily üşüşmüyordu tuhaf biçimde. Evliliklerinin ilk günlerinde bu çok sık olurdu oysa. Geceleri de huzursuz olur, çoğunlukla uyuyamaz, uyursa da adını sayıklardı ve kötü rüyalar görürdü, Snape. Şimdi ona bakarken geçmiş hatıraları o kadar da üzücü gelmiyordu. Ginny, sadece Ginny’di.

Bugünse, kıskanan Ginny. Snape, genç kadının kızıl saçlarına dokunmak cesaretini gösterdi. Meredith’i kendisinden kıskanmıştı çünkü o, Severus Snape’in sevdiği kadındı. Ona göre. Ama Snape, Meredith’i gönülden sevmiyordu. O sadece yatak arkadaşıydı ve bundan ötesi yoktu hiç. Demek kıskanıyordu Ginny, demek seviyordu…
Snape’te onu sevip sevmediğini anlamaya çalıştı. Genç kadının yastığına dağılmış kızıl saçlarına, çatık kaşlarla uyuyuşuna, hafif çilli yanaklarına, çıkıntılı karnına bakarken profilini uzun uzun inceledi. Oysa bir insanı sevdiğinizi böyle anlayamazdınız. Snape, gözlerini kapattı ve hislerini yoklamaya çalıştı.

Ginny’nin karnı ciddi anlamda büyümeye başladığından beri bu evde daha fazla vakit geçiriyordu; onunla daha nazik konuşuyor, ilgileniyor, kalkışamayacağı işlere yardım ediyor, iadeyi ziyaretlere götürüyor, alışverişe çıkartıp hemen hemen her şeyi yapıyordu. Bunları mutlu bir evlilik için değil, Ginny’nin stressiz, mutlu bir doğum yapması için yapmıştı. İdare ediyordu işte. Aslında oldukça iyi idare ediyordu. Bütün bu zaman zarfında da canı hiç sıkılmamıştı. Zoraki ya da isteksizce bir yardım değildi yaptığı. Bu işte gönüllü olmak isteyen kendiydi. Peki, hala aynı amaçla mı yapıyordu? En ufak sevgi kırıntısı da mı yoktu? Yoksa sadece arkadaşlar mıydı? Snape, kalbini yoklarken aradığı şeyi bulamadı. Gözlerini açtı ve nefes verdi. Belki birini sevdiğiniz böyle de anlaşılmazdı. Belki de onu öperse… Evet, onu öperse, yalandan değil, gerçekten öperse anlayabilirdi belki. Ginny’nin saçlarını hafif dokunuşla yana çeker ve dudaklarını ortaya çıkarırken yutkundu. Sonra yavaşça eğildi, nefes aldı, öptü. Sonra bir kez daha ve bir kez daha, bu defa onu arzulayarak…

*

Ginny, dudaklarının öpüldüğünü sandı. Bu o kadar hoş bir histi ki… Gözlerini açmak istemedi. Muhtemelen rüya görüyordu ve gözlerini açarsa her şey bitecekti. O his, O’nun öpüyor olduğu hissi… Ama öpüşlerin baskısı artmıştı sanki. Hafif ya da bir kuş tüyünün dokunup geçmesi gibi değildi, arzuluydu, tam anlamıyla hissedilebilirdi. Bu, hiç de rüyaya benzemiyordu.

Yavaşça, korkarak gözlerini araladı ve onu gördü. Severus Snape’i.
Kahverengi gözler büyürken inanamıyordu. Geri çekilen Severus’un gülümsediğini gördüğüne de. Kızıl saçlarını sevdiğine de. Ginny’nin kalbi bir çocuk gibi pır pır ediyordu. “Sen… Beni… Öptün…” Bunu söylerken sanki dokunmazsa öpüldüğüne ikna olamayacakmış gibi elleri dudaklarına gitti. Sonra elleri onun dudaklarına gitti. Gülümseyen dudaklara. Bunun gerçek olduğuna inanamıyordu bir türlü; ama Severus eğiliyordu. Tekrar öpmek için. Ginny, uçarı bir sevinçle onu karşıladı ve hayatında ilk kez, mutluluktan ağladı.

*

Kapıyı çalana kadar beş defa tereddüt etmişti. Eli her kalkışında vazgeçmiş, reddedilmek korkusuyla ardını dönüp gitmek istemişti ama giderse bir daha asla onu göremeyecekti.
Sonunda çalabilmişti. Beklerken o bir dakika ölüm gibi gelmişti, William’a. Yutkunuyor, söyleyeceklerini aklında tutmaya çalışıyor ve yumruklarını sıkıyordu kendisini gelecek olan darbeye hazırlar gibi. Kapı açıldı. William, kalbinin atışlarına hakim olamazken aralanan kapının ardında Ginny’i gördü. Hala çok güzel görünen Ginny’i…  Ağzı hayret içinde aralanırken hamileliğin ona çok yakıştığını düşünüyordu ve bir kez daha böylesi bir kadını bırakıp gittiği için aptal olduğunu… Sıktığı yumruğu bu güzellik karşısında gevşemiş, titrek, savunmasız bir hal almıştı.

Ginny’nin yüzü ise alabildiğine şaşkındı. “William?” diyebildi.

Onun geri döneceğini hiç ummazdı. Bunu düşünmeyi bırakalı aylar oluyordu artık. Tam da her şey yoluna girmişken, bu da neydi şimdi? Evini nasıl bulmuştu? Severus’un şu an evde bulunmaması çok kötüydü… Keşke burada olsaydı ve William’ı uzaklaştırsaydı. Sonsuza dek.

“Ginny…” William basamağı çıkmıştı ama Ginny, geri adım atarak ondan uzaklaştı, kapıyı suratına kapatacaktı. Fakat kapıya dayanan el, hamile bir kadın için fazla zorlayıcıydı. “Lütfen, beni dinlemelisin. Ginny, lütfen.

“Git buradan!”

*

İçinde kötü bir his vardı nedense. Ginny’i o halde tek başına bırakmak doğru gelmemişti. Huzursuz olarak geri dönüp evin bahçesinde cisimlendiğinde, bu hissini doğrularcasına kapının açık olduğunu gördü, Snape. Koşar adımlarla hızlandı. İçeri adımı atamamıştı çünkü holdeki halı ve parkeler kana bulanmıştı. Şokla sendeledi. “Ginny!”  Atlayarak içeri geçti ama evde kimse yoktu. Burada neler oluyordu böyle! Sonra arkasından incecik bir ses geldi. Bu, Tinky’di. Evin cini.

“Hanımım düştü. Hastaneye götürdüm, efendimiz. Size haber vermek için geri dönüp bekledim efendimiz.” dedi ürkerek. Snape’i eve geldiğinden bu yana ilk defa bu kadar kızgın ve kötücül görüyordu.

“NASIL DÜŞTÜ!”

Cin yerinde sıçrarken panikle ellerini ovuşturdu. “Biri gelmişti. Hanımım bir şeyler dediydi, şey, Willam dediydi. Tartışıyorlardı, sonra hanımım çok kötü düşüverdi. Willam da kaçtı-” Tinky daha sözünü tamamlayamadan Snape, fırlayarak evden çıkmıştı bile.

*

Onu kucağına aldığında, seveceğini söylemişti Hermione. Haklıydı. Aylar önce nefret ettiği hatta ölü doğmasını istediği bebeğini çok sevmişti Ginny. Ona ne isim vereceğini hala bilmiyordu ama yanı başında duran adamın soyadına uygun olacağı kesindi. Bu bebek, küçük Snape’ti. Olacaktı. Buradan çıktıklarında, gerçek bir evlilik yaptıklarında…
Bebeğini kocasının kucağına verdiğinde yanında biri daha vardı. Sahte de olsa bu evliliğe vesile olan aracıları, Hermione. En büyük destekçileri… Ginny’nin bir kavgaya tutulduğunu ve kötü şekilde düştüğü için erken doğum yapmak zorunda kaldığını öğrenince bir telaş hastaneye koşan ve sinirleri gerilen Snape’i yatıştırandı Hermione. Fakat her şey yolundaydı şimdi. Snape, kucağında bir bebek tuttuğuna inanamıyormuş gibi tuhaf bir yüzle bakıyordu. “Ama bu çok çirkin.” dedi sonunda. “Buruş buruş.”

“Büyüyünce harika bir erkek olacak. Senin gibi.” dedi Ginny. Sonra sözlerini sessizlik izledi. Bebek büyüyünce Snape’e benzemeyecekti. Ginny, belki de böyle söylememesi gerektiğini düşünerek üzüldü ama Snape yanına gelmişti. Hermione gibi diğer yanına oturdu. “Eminim ikincisi de öyle olacaktır.” dedi. Sözlerinin onu rahatlattığını görebiliyordu. Gülümsedi. Ginny’i sağlıklı gördüğüne her şeyden çok seviniyordu. Buraya gelirken ona bir şey olacağı korkusunun nasıl içini sardığını ve sevdiği kadın için endişelendiğini hatırladı.

Hermione, “O, tekrar gelir mi?”

Snape, “Hayır, sanmıyorum. Genellikle korkaklar ikinci defa dönmez.”

“Peki ya gerçek? Herkese gerçeği anlatacak mısınız?”

“Aslında…” dedi Ginny gülümseyerek. “Bu görevi sana verecektik.”

“Ne?”

“Ah, her şeyin sebebi sensin, Hermione. Bizi birleştiren de. Bence bu bir lütuf…”

“Bence bu, kazıklamak.” dedi Hermione. “Başınızın etini yememeleri için beni yem yapıyorsunuz.” O da gülümserken göz kırptı. “İyi madem, bu size son iyiliğim olsun.” Hermione ayağa kalktı. “O halde gitsem iyi olur. Akşama bütün Weasley’ler burada olacak, hazır olun. Özellikle sen, Ginny.”

“Bekliyorum.”

Hermione, küçük Snape’i burnunun ucundan öpüp çıkarken Ginny, “Severus.” dedi. “Sana bir şey söylemem gerek.”

“Evet, sevgilim?”

Ginny istemsizce gülerken gelen öpüşe karşılık verdi. Sonra yavaşça, “Ben, merak ettiğimden değil ama Meredith ne olacak?” dedi. “Yani… Onu sevdiğini sanıyordum.”

“Ben, benim onunla bir geleceğim olamazdı. Çünkü gerçekten sevmediğin biriyle geleceğin olmaz. Ona açıklayacağım. Sen bunu düşünme. Sadece gerçekten sevdiğim kişinin sen olduğunu bil.”

“Biliyorum.” Ginny, onu kendine çekti ve uzunca öptü.

The End.

7 Yorum

Filed under Sahte Evlilik | Ginny&Severus

Moonlight | Chapter 13


Not:  Merhabalar. Uzun bir aradan sonra geri döndüm. Finaller sonrasında iki günlük tatile çıkmıştım, sonrasında tekrar yola koyulup İstanbul’a geldim ve gelir gelmez yazmaya başladım. Böyle istemeden uzun uzun ara verdiğimize inanın ben de memnun değilim çünkü hem siz en son neler olduğunu unutabiliyorsunuz hem de ben uzun aralardan dolayı yazma hevesimi ve ilhamlarımı kaçırıyorum. Fakat artık tatile girdiğimiz için aksatmamaya çalışacağım. En azından bu kadar uzun süreli. Bu yüzden hikayeye başlamadan sizlere önceki bölümden hatırlatmalar yapıyorum. İyi eğlenceler.

Önceki bölümde…

“Kime söyledin, Severus?”

Snape savunmacı edayla, “Benim damgalanmış bir Ölüm Yiyen olduğumu kimseye söylemeyeceği konusunda kime güvendiysen ona.” dedi.

“Bayan Granger’ı riske atacak yeni ve tehlikeli bir bilgi yüklemenin yanlışlığını bile bile mi?”

“O pis kan emicinin gerçek yüzünü bir kişinin de olsa bilmesini istedim!”

“Şimdi o kişiden de sorumlusun. Harry’den sorumlu olduğun gibi… Çünkü Severus, vampirler kendileriyle oyun oynanmasından hoşlanmaz. Umalım da Brandon Moyer’ın, bu küçük oyundan haberi olmasın.”

~~

“Hogsmaede’de olay olmuş diye duydum. Bize birinci ağızdan anlatsana, Potter.”

“Neler olduğunu eksiksiz duymuşsundur.” diye cevabı yapıştırdı Harry. “Hem seni de gezide göremedik. Hatta düşündüm de okulda otururken arkamızdan konuşup, önceden bildiğin planın ayrıntılarına gülüyordun bence.”

Draco Malfoy, bu beklenmedik saldırı karşısında şaşkına dönerken öfkeden alev almıştı. “Seni…” Harry’e girişmek için hamle yaptıysa da ilk defa doğru bir hareket yapan Gregory Goyle ve Vincent Crabbe, onu tuttu.“Seni piç kurusu!” Draco’nun yüzündeki bir şey, Snape’i pek andırtmıştı Harry’e. Bu, daha çok sırıtmasına neden oldu. Snape’e laf sokmak gibi bir şeydi.

Draco, hışımla kendisini tutan kollardan kurtulup üzerine çeki düzen verirken tehditkar bir sesle, “Seninle sonra hesaplaşacağız, Potter.” dedi.

~~

 Snape, teşekkür mırıldanarak ceketini beceriksizce giyerken Hermione yine yardım etti. Onun sol bileğinin iç tarafındaki Karanlık İşarete gözü takılınca dövmeye benzediğini düşünerek güldü. Snape, onu gülerken yakaladığında bir şey oldu. Sonra bu şeyden korkarak ve dehşete düşerek, o aptal gülüşü silmek için sertçe, “Neye gülüyorsun öyle?” dedi gülmek çok ciddi bir suçmuş gibi.

Hermione ani çıkışa irkilmişti. “Aklıma bir şey geldi sadece…” dedi ürkekçe. Sonra sessizce ve çabucak malzemeleri topladı. Snape, kaba çıkışına pişman olduysa da az önce hoşuna gittiğini hissettiği o gülüşü sildiğine sevindi.

~~

“Bunu araştır, Lucius ve araştırmaya da Hogwarts’tan başla.”

“Severus bu iş için daha uygun değil mi, Lordum?”

“Severus’u da bilgilendir.”

~~

Hermione şokla ondan ayrılmaya çalıştı ama Brandon fazla güçlüydü, taş kadar ağırdı ve bir milimetre bile ittiremedi. Kımıldayamaz ve karşı koyamazken öpen, emen ve yalayan soğuk dudaklarla dilin saldırısının bitmesini beklemek zorunda kaldı. Brandon, ayrılmasına izin verdiğinde Hermione, bütün nefesi tükenmişçesine soluk soluğaydı. Sonra müthiş bir öfkeyle ona tokat attı, aynı anda da eli acıdığı için haykırdı.
Brandon, acıyan eli tutarak çevirdi ve avuç içini öptü. “Hoşuna gitmediğini söyleyemezsin, Hermione. Seni öpmem hoşuna gitti, biliyorum.”

Hermione sinir olurken elini ondan kurtardı. “Hiçbir şey bilmiyorsun! Sakın bir daha bunu yapma!”

HALLOWEEN

Hermione, Cumartesi gününe uyanırken esneyerek bir süre yatakta oyalandı. Görebildiği kadarıyla yatakhane boştu ve saat on’a gelmek üzereydi. İsteksizce örtüyü ittirerek kalkıp bir kez daha esnedi. Normalde oda arkadaşları gibi biraz daha erken kalkardı ama akşamki eğlence epey yormuştu. Sabahlığını giymeye zahmet etmeden havlusunu ve diş fırçasını alıp lavaboya gitti. Önce aynadaki yansımasını incelerken yüzünü buruşturarak kupkuru dudaklarının zorla öpüldüğünü anımsadı. Sonra da Ginny’nin nasıl veryansın ettiğini. Bu konuda hâlâ kızgındı.

Okumaya devam et

10 Yorum

Filed under Moonlight | Snamione

Moonlight | Chapter 12


KISS (ÖPÜCÜK)

Sabahın ilk ışıklarında oval odaya geldiğinde sargısının değiştirilmesi gerektiğini düşünüyordu. Bu tür konularda ya Parkinson ya da Draco yardımcı olmuştu. Dün geceye kadar… Granger, karşısına çıkarak işin seyrini değiştirmişti çünkü.  Bu işi o yaptıysa yine o yapmak zorundaydı.

“Bir şeyden haberim olmamış gibi davrandım. Bellatrix inanmış olabilirdi ama beni yanına çağıran Lord için aynı şeyi düşünmüyordum.” Snape, o tedirgin edici anı yeniden hatırladı. Karanlık Lord’un, bu işte parmağı olduğunu öğrendiğini sanmıştı. Owen ve JK’lerin evine baskın yapılacağı bilgisini gizlediğini bilseydi şimdiye ölmüştü.

“Öyleyse neden çağırmış?” dedi Dumbledore.

Okumaya devam et

20 Yorum

Filed under Moonlight | Snamione

On Beş Dakika (Snamione)


Can sıkıntısıyla, vizelerim varken, çalakalem yazdığım ve böylelikle ortaya çıkan mini bir Severus/Hermione öyküsü. 

On Beş Dakika

Orman çok sessizdi.  Yalnızca önündeki küçük ateşin çıtırtısı duyuluyor ve soğuk rüzgarın hafifçe hışırdattığı kuru yapraklar oynuyordu ama bunun dışında ormanda hayat yoktu. Ne gece kuşları ne de ağaçtan ağaca zıplayan garip varlıklar.

Sessizlikte ateşi karıştırırken kendini oldukça yalnız hissediyordu, Hermione. Her nöbette böyle hissetmiyordu aslında, sadece Ron gittiğinden beri neşesizdi. Harry de fazla konuşmuyordu o günden beri. Ayrıca sıklıkla yer değiştirmek, odun toplamak ve nöbet tutmak rutin bir hal almaya başlamış, bir şeylerin değişeceğini ümit etmekten yorulmuştu. Snitch’in sırrını çözebilseydi belki bu kadar umutsuz olmayabilirdi. Harry de böyle düşünüyor olmalıydı ki, Godric’s Hallow’a gitmeyi önermişti orada bir şeyler bulmayı umarak. Bu tehlikeliydi, kabul edilemezdi ama arkadaşı ısrarcıydı; ailesini hiç görmemişti ve bir kez olsun yattığı yerleri, evini görmeyi hak ediyordu. Ne diyebilirdi ki? Karşı çıkamamıştı. Ve Snitch… Kapanışta açılırım. Sanki bilinmesi çok zor değilmiş gibiydi, çok basit bir anlamı vardı bilmecenin fakat bunu göremiyordu nedense. Belki çözebilseydi, Harry’i bu çılgınca düşünceden uzaklaştırma şansı olurdu. Huzursuzca boynundaki zinciri çekiştirdi. Madalyon rahatsız ediciydi; içini daraltıyor, mutsuz ediyordu.

Okumaya devam et

7 Yorum

Filed under Tek Bölümlük HP Hikayeleri

Moonlight | Chapter 8


Not: Soran olmamış ama yine de söyleyeyim, önceki bölümün başlığını bilerek koymadım. Çünkü aklıma  Brandon’ın Vampir olmasıyla ilgili şeyler geliyordu, bu da fazla basit duruyordu ve tahmin edemeyenler için çok bariz bir başlıktı o yüzden öyle kaldı. Genelde başlıklar içeriğe uygun olur, malum.:)

A BEAUTIFUL DAY (GÜZEL BİR GÜN) 

Onun gerçekte kime kızgın olduğunu biliyordu. Öfkelenme sebebi her ne kadar Neville’ın kazanını eritmesi, Seamus’un küçük bir patlamaya sebep olması veya Harry’nin onu sinir etmesi gibi görünse de, verdiği aşırı tepkinin aslında Brandon’a olan öfkesinden kaynaklandığından emindi. Dün akşam olanlardandı herhalde ama aslında tam olarak ne olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu genç kızın. Sadece zihnine yapılan son yolculuğun ona, Snape’e, Brandon hakkında bir şeyi keşfettirdiğiydi ama neyi? Sonrasında onun neden endişelendiği, kendisini Ortak Salonuna kadar bırakacak kadar önemli ne olduğu ve neden bu kadar öfkelendiği gibi birçok soru kafasını meşgul ediyordu. Bütün bunların sebebi Brandon mıydı yani? Ne vardı onda? Snape neden bu kadar takıntı yapıyordu?
Okumaya devam et

17 Yorum

Filed under Moonlight | Snamione

Moonlight | Chapter 7


Yanına geldiğinde elmacık kemiklerini yanağına değdirmişti, soğuklardı. Elini belinde hissetti, diğer eliyle de asasını tutan elini kavramıştı ve aynı açıdan farazi düşmana bakıyorlardı beraberce. Brandon kulağına fısıldadı. “Asayı fazla sıkıyorsun. Gevşe.” Hermione komuta uyarken yutkundu. Onunla daha önce hiç bu kadar yakın olmamıştı, yanak yanağaydılar ve nefesi kulaklarını okşuyordu. “Evet, şimdi çok hızlı şekilde çember çiz. Kendini bir çemberin içine alır gibi. İçinde durduğunda güvende olacağın bir çember… Düşünme. Hisset ve yap. Hızlı.”  Sonra asa üzerine kapanan iki el aynı anda hareket etti. İpliksi bir çember hızla parlayıp kaybolduğunda genç kız onun tebrik eden gülümsemesini duydu. “İşte. Bu kez başardın.” Brandon ellerini çekerken ayrıldı. Gitmeden önce, “Çabuk öğreniyorsun,” dedi. “Ve beni her geçen gün şaşırtıyorsun.

“Pekâlâ,” dedi sınıfa genç Profesör. “Ara veriyoruz. Döndüğünüzde biraz da Legilimency çalışacağız.” Aynı anda da zil çaldı.

Okumaya devam et

24 Yorum

Filed under Moonlight | Snamione

Moonlight | Chapter 6


WORRY (ENDİŞE)

tc

Yağmur, diye düşündü üzerine beyaz, ipek gömleğini geçirirken. Odasının perdeleri açık, tüm hızıyla yağan yağmur cama vuruyordu çıtırtılarla. Kutusundan çıkardığı elmas kol düğmelerini takarken berbat havaya aldırış etmedi. Gömleğinin üzerine v yakalı kolsuz ceketini giydi, düğmelerini ilikledi. Kuyruğunu bırakacak şekilde sarı saçlarını da bağladıktan sonra aynadaki kusursuz görünüşünü uzun uzun inceledi Brandon Moyer. Bunu yaparken dün gece kriz geçiren genç adama hiç mi hiç benzemiyordu; bir şey olmamış gibiydi, sakindi ve aynadaki yansımasına gülümsüyordu. Her şey tamamdı. Aynanın önündeki küçük şişeyi alırken bunu akıl ettiğine sevindi. Kriz anı geldiğinde bir damlasını diline sürdüğü zaman rahatlayacaktı. Şişeyi avucunda sıktı, sonra dikkatle ceplerinden birine koydu.

Okumaya devam et

20 Yorum

Filed under Moonlight | Snamione